Pazartesi, Kasım 04, 2013

4 ekim'13 cuma / tatavla

Düzgün trafiğe kaldığı için 1 saat bekledik. Bu sırada da tabi ki tiyatrodan konuştuk. Mekanlar, oyunlar, olanlar, olmayanlar…Fehmi, “Olmamış mı?” oyunundan bahsetti, yapmaya çalıştıkları şeyin bizimkine ne kadar benzediğinden… biz de fikir güzel ama tam ‘olmamış’ hakikaten dedik.
Çalışmaya toplu bir ‘dans’la başladık. El ele tutuşuyoruz. Birbirimizi dinleyerek hareket ediyoruz, acele etme! Dinle! Dans ediyoruz aslında. Alttan müzik sesi de var, bir taraftan müziğe uyuyoruz. Bir süre(15 dk gibi) grup beraber hareket edebilmeye başlayınca eller bırakıyoruz. Ama hala bağ var, sanki ellerimiz hala birleşikmiş gibi! Birbirimize tepki veriyoruz! Müzikle birlikte çocuk gibi eğleniyoruz. Bağ kur, risk al, baktın düşüyor; bir şey yap. Bir öneri geldiyse uy! Kafanda kurma!
Bir süre bu çalışmayla iyice ısındıktan sonra, farklı derinliklerdeki sandalyelere oturuyoruz ve karşıya bakıyoruz. Sadece otur, açıksın. Ama hala kafanda dans devam ediyor, arkadaşlarınla berabersin. İçe dönük bir takip değil ama bu, aklımdan geçiriyorum fakat hala çok açığım, etrafın farkındayım.
Kelime kelime bir anlatı oluşturma oyunu oynandı devamında. Herkesin bir kelime söyleme hakkı var. Anlatı ritmi hiç düşmeyecek! Bir süre o akışı tüm grup hissetmeli. Başlangıçta belli bir sırayla dönerken, ritmi yakalamaya başladıkça sıra da kaybolur. O an girmem gerektiğini hissediyorum, dinliyorum ve giriyorum. Bunu yaparken temel clown tavrını koruyorum, sorun yok! Aynı anda girebilirim, hemen biri kurtarıyor. Önemli olan grup olarak o anlatı tansiyonunu yukarıda tutmak ve hikayeyi devam ettirmek. Devamında hikayeyi bir süre sadece bir oyuncu da sürdürebilir. O açıklık ve tansiyon bir kere yakalandı mı daha da ilginç denemeler yapılabilir. Güzel bir çalışma. Her an bir tansiyonun varlığı, ayakta tutma çabası doğru ritim yakalanırsa çok izlek bir hal alıyor ve oyuncuya da güçlü bir varlık sağlıyor sahnede. ‘uçta olma’ halini görmek ve aslında sahnedeki her anın bu tansiyona, kaliteye yakın olması gerek! ‘presence’ üzerine sık sık yapılması gereken bir alıştırma! Yine Fehmi’nin sık sık yaptığı bir hatırlatma: “ burada sadece oyun oynuyorsunuz, normal bir şey, performans yapmıyorsunuz, sizsiniz!”
Çok doğal bir şekilde hikaye anlatma. Anlatmak istediğiniz bir şeyi(o gün başınıza gelmiş olabilir, bir dışavurum olabilir, ne anlatsam arayışı bile anlatılabilir), normal biz bize anlatıyoruz. Normal Hüseyin anlatıyor ama 100 kişiye anlatıyor, o kadar açık ve büyük. Bu kadar günlük ve doğal bir şey anlatırken oyuncu nasıl büyür? O an orada durmaya çabalayarak…yani nasıl bir biçimde oynarsa oynasın eğer arkasındaki %80’i iyi besliyorsa oyuncu çok doğal bir şeyi bile anlatırken sahnede büyür. Dinle! Seni dinleyenler ne durumda, dinliyorlar mı, hikayeyi kaçırdılar mı, bağ kur sürekli!(Cem Yılmaz’ın hikayelerini anlatırken yaptığı şey, sürekli yeni bağlar kurmak, farklı anlatıları üst üste anlatabilmek).
Ayağa kalkıp mekanda yürüme ritüelimizi yaptık ve devamında Fehmi “ yan yana dizilin!” dedi. Yeni bir yönerge verecekti ama “ şu an bu halinizle o kadar izlenesiniz ki, eksik bir şey yok! Ne diyeceğimi bilemiyorum, beni çok zor durumda bıraktınız. Ne geliyorsa içinizden doğaçlayın!” dedi. Gerçekten de tüm çalışma boyunca açıklık, beraber olma hali giderek yükseldi(bunda kendimize ait gerçek hikayeleri anlatmış olmak da etkili oldu). doğaç yaparken sanki bizi bir şey hareket ettiriyormuş gibi hissettim. Birbirimize, bedenlerimize epey alıştık sanırım. Çok tatlı ve güçlü anlar vardı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder