Tembellik edip zamanında yazamadığım için
kaba hatlarıyla hatırlıyorum. Fehmi önceden çocuk kıyafetleri getirmemizi
istemişti. Onlarla bazı alıştırmalar yaptık. Çocukların kendi kendilerine nasıl
eğlendiklerini, birbirleriyle nasıl etkileşime girdiklerini aradık. Ama çocuk
taklidi yapmaya çalışmak gibi değil. Kendi çocukluğunu hatırlamak gibi; tavırlarını,
sana özgü hareketlerini, duruşunu… Çocuk üzerine çalışırken temel derdimiz
aslında bedenlerin oyun oynamaya kapasitelerini hatırlamak ve dolayısıyla
arttırmak. Eylemler arasındaki nedensellik arayışını kırmak. Bir anda başka bir
eylemin içine girebilmeliyim ve bunu çok doğal(“sorun yok!” anlamında) yapmalıyım.
Temel clown tavrı. Çocuk bedeniyle bulduğumuz şeyleri sonra normal ve gündelik
bir yere taşımaya da çalıştık.
Pazartesi günkü çalışmanın temel derdi,
fictive ve gerçek arasında gidip gelebilmek üzerineydi. Bunun için sahnenin
ortasına koyduğumuz bir paravanı da kullandık. Bu girip çıkma mantığını
bedenlere öğretmek için güzel bir araç. Bir süre paravanla çalış, paravanı
kaldır, normal devam et. Ama hala bedenler hemen başka bir duruma angaje
olabilmeli. Çok absürd bir şeyin içindeyken bir an çıkıp çok dokunaklı bir
hikaye anlatabilmek gibi…hangisi gerçek hangisi fictive diye bir belirsizliğe
de gelebilmeli izleyen.
Salı günü de aynı şeyi hikayeler üzerinden
denedik-en azından öğlene kadar bunu yaptım, sonra ben ayrıldım. Bir hikayenin
başka bir hikayeyi tetiklemesi ve bunun giderek büyüyen, seyirciyi de iyice
içine alan bir hale dönüşmesi. Hikayeyi gerçek, samimi bir yerden anlatıyorum
derken genelde çok gündeliğe(enerji seviyesi, mevcudiyet anlamında) düşme
tehlikesi var. Evet çok samimi ama bir o kadar da büyüğüm, farkındayım. Bağları
takip etmek lazım. Kolay değil, insan ya çok kendi hikayesine kapanıp seyirciyi
unutuyor ya da dışarıya döneyim derken anlatı performatif bir hal alıp
samimiyetini kaybediyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder