Perşembe, Aralık 19, 2013

19 aralık Perşembe / Fransız Kültür


Fehmi, bugün önce ısınalım sonra bir akış alalım bakalım dedi.  Bu akışta bir sonraki adımda ne yapacağınıza takılmadan doğaçlamalara açık bir şey deneyelim. Anda olan şeylere izin verin ama “top yere düşmesin”, ritmi düşürmeyin. Öncesinde ısınmak epey işe yaradı, akışta da daha çok nefes aldığımızı söyleyebilirim. Birkaç ufak ayrıntı da yakaladık. Saat 12.20 gibi Derya çıktı. Biz de oyun üzerine konuştuk biraz. Fehmi, artık “temel clown tavrı” konusunda ve beraberllik konusunda çok iyi olduğumuzu ama oyunun tüm bölümlerinin aynı ritimle(tavır,stil) oynandığını söyledi.
“Oyun şu an monoton!... O nedenle de oyun izleyende bir tat bıraksa da potansiyelinin çok altında kalıyor(“5 üzerinden 2-3 civarında şu an”). Bizim en az 4’ü yakalamamız lazım ki, patlama anlarında o 5’e çıkabilsin ve en kötü oyunumuzda bile seyirci çok eğlensin. Şimdi yapmamız gereken her bir bloğun ritmini, stilini belirlemek ve bölümler arasında bir anda geçiş yapmak. Genelde bir bölümden diğerine geçerken organik geçişler arıyoruz. Hayır, bürleksin temeli bu geçişi direkt yapmak, seyirciyi sarsacak olan şey bu tavır. Yani oyun bir clown sahnesi gibi(ya da Beckett) başlayıp, mesela Derya’nın girişiyle bir Çehov tarzına hemen dönebilmeli, sonra daha stilize bir tavıra ya da bir hikaye anlatıcısı tavrına geçebilmeli. Ya da ritm 2 deyken bir anda 5 e geçebilmeli bir oyuncu ve buna geçmek için öyle büyük nedenler aramamalı: şimdi bunu tercih ediyor bedenim deyip kabul edebilmeli.”  
Çok hoş bir sohbet oldu, ara ara şöyle notlar almışım:
-bir şeyler yaptın, sonra bu yarattığın dünyaya yabancılaştın. Şimdi artık yeni kuracağın dünya ile eski dünya aynı “biçimde” olmamalı.(Stiller Arası Seyahat)
-oynayacağımız şey bir oyun değil; “oynayacağımız” şey ANLAR...
-Bu oyun için; “Clown dünyasını aktörler sergiliyor diyebiliriz!” Clownun dünyası = insanın düzen öncesi(kaos) hali
- biçim olarak clown değil enerji olarak clown
-oyundaki “mesaj” vurgusunun pek görünmediği üzerine ilginç şeyler söylendi. Fehmi, başlangıçta mesajı bize oyun vermesi için bir metafor olarak kullandığını ama artık bedenler o dünyaya ait olmaya başladıkça mesaj vurgusuna gerek kalmadığını düşünüyor. Ben de bunun üzerine ortaya “gündeliği, sıradan olanı metaforun içinden göstermek”diye bir şey attım. Yani, metaforlar yoluyla sosyal olandan(realite) uzakta bir dünya yaratıp o dünyayı bedenlere öğrettikten sonra artık o bedenlerle “gündelikte olanları ya da olabilecekleri” göstermek. Bu sayede izleyen bir taraftan çok gerçek, çok gündelik bir şey görecek ama çok daha parlak, büyük (ve galiba sanatlı) bir şekilde. Bir taraftan çok tanıdık bir taraftan çok “değişik”.  Bu da yine aklıma Fuzuli’nin şu beyitini getirdi:
Menden Fuzuli isteme eş'ar-ı medh ü zem
Men aşıkam hemişe sözüm aşıkanedür
-Metafor-Presence-Şiirsellik arasındaki ilişki; her kelimenin metaforik bir izdüşümünün olması. Tıpkı şiirlerdeki gibi, her kelime bir dünya. O halde, herhangi bir metne karşı gelebilecek bir şiir bulunabilir mi, bu oyunculuk araştırması için bir kaynak yaratabilir mi? 

Ayrıca Derya çıktıktan sonra da şöyle bir muhabbete girmişiz, onu da aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz:
http://vocaroo.com/i/s0OG3EUSCwTq

18 aralık Çarşamba / Fransız Kültür Merkezi

Sabah, konferansa hazırlık sahnesine bakıldı. Aksesuarlar hangi sırayla gelmeli, ritm hızlı olmalı. Getirdiklerimiz bir atmosferin oluşması için yeterli olmadığı için Fehmi Seza’dan en baştan aşağıya inip sanki 20 kişiyle iş yapıyormuşçasına bir tavırla o atmosferi  yaratmasını istedi. Sanki Seza kendi dünyasında o olayı öyle yaşıyormuş gibi. Çalışmanın arkasından bir kere akış aldık. Fehmi, gece uyuyamamış. Bu arada da oyunun sonuyla ilgili şöyle bir şey gelmiş aklına: bu bedenler kaybolur ve başka bedenler tekrardan yaratılır. Bu bedenlerin “oyunu” bitince yeni bedenler yaratılır. Yeni biri girer, sonra ikinci yeni biri ve ışık kapanır...peki bu insanlar nasıl kaybolur, sondaki o gir-çıklar nasıl bir kayboluşa dönüşebilir?
Öğlen arası kendimize bir kıyak geçip balık lokantasında mükellef bir yemek yedik. Benim için yorgun haftanın en büyük tesellisiydi. Saat 13.30 da Fehmi’nin arkadaşı Selen’e bir akış gösterdik. Fehmi, yukarıda ışıkları ve sesi ayarladı. Epey düşük ve kötü bir akıştı. Akışta güzel olan şey gayb alemden çağrılan Ahmet’in gerçekten gelmesiydi.. Fehmi, düşük oynamamıza rağmen artık oyunun belli bir temel seviyenin altına inmediğini ve en önemlisi teatral bir dünya kurulduğunu söyledi. Yani; sahnede sadece eğlenen oyuncular değil kendi dünyalarında devinen bedenler görüyoruz. Şöyle ufak notlar almışım:
-ASILI KAL
-Clown dünyasına “normal” insanları yerleştiriyoruz
-Büyük nedenler tamam, artık nüanslar üzerine çalışmak lazım. Bir cümleyi belki de 10 parçaya bölmek gerek
-Nefes alın. Evet bir şeyleri fiksledik ama yine GÖR, DUY hep yeniden KEŞFET
Saat 16.45 Fehmi’nin 2 arkadaşı daha eklendi. Bu sefer, başlangıç iyi başladı ama sonlara doğru yorulduk sanki sahnede. Sonrasında erken çıktığım için çıkışta neler konuşuldu tam bilemiyorum.

Çarşamba, Aralık 18, 2013

16-17 Aralık Pazartesi-Salı / Yapım 13

                Çok kritik olduğunu düşündüğüm iki çalışmaydı. Yarın Fransız Kültür’de olacağız. 50 dakikalık “oyunumuzu” yarın gösteriyoruz. Artık oyunumuz diyebiliyorum; çünkü bugün oynarken neredeyse hiç boşluk hissetmedim. Yani, sahnede her an tutunacak bir şeyler az çok bulabiliyoruz. Artık oynarken, “normal” bir oyun oynuyormuş gibi rahat davranabiliyoruz. Bunu oyunun bedenimde karşılık bulması olarak da ifade edebiliriz.
                Dün, oyunun başından “tiranlara” kadar olan kısmı temizledik. Bugün de tiranlardan oyunun sonuna kadar olan yeri. Sadece aradaki “konferansa hazırlık” kısmı kaldı. Onu da ancak Fransız Kültür’de çalışabileceğiz diye bıraktık.
                Bu iki günde ayrıca kostümle ilgili netleşmeye çalıştık. Bu insanlar sanki farklı dönemlerden geliyormuş gibi bir fotoğraf çıkabilir mi: kimi Kızılderili, kimi Fransız Beyefendisi gibi… Ben, böyle bir şey düşüneceksek de altını çizmeyelim dedim. İzleyen görünce hemen “aa.!” dememeli ama oyundan belki çıkınca parçaları birleştirdiğince böyle bir ihtimal aklına gelmeli. Kostüm konusunda benim dışımda az çok kimin ne giyeceği belirlendi.
                Bugün final kısmını çalışırken ilginç bir şey oldu. “Ahmet’in gelişiyle” başlayan garipleşme durumu sanki başlangıçtaki “atılma halini” yeniden çağırdı ve sanki oyun tamamlandı hissi oluştu. Şimdilik finali burada tutmayı düşünüyoruz. Bu durumda sonrasında oluşan “kaos halini” nasıl yaratabiliriz sorusu ortaya çıkıyor ama zaten “oyunu” bir sabitleyelim, bunun içinde de genişlemeye gideriz diye konuşuyoruz. Fehmi, oyun müziklerini de buldu. Hepimiz çok sevdik.  
                Fehmi’nin dediğine göre aslında yarın kaba anlamda oyunu ilk defa göstereceğiz. Benim için bu yeni bir şey. Yani, oyunu belirleyip onun içinden yeniden genişletme aramak. Zaten başından beri galiba süreç böyle gelişti. Önce içinde eğlendiğimiz bir şeyler bulup canlı olan bu şeylere yaslanarak oradan daha derinlere inmek. Belki bu tarz bir oyunu da başka türlüsü kaldırmazdı diye düşünüyorum. Yani, hep söylediğimiz gibi güdüler, itkiler üzerine kurulu bir oyun olduğu için anda yakaladığımızı kaybetmeden ve onun üzerine basarak bir yere çıkmak. Sanki oyun şu sadelikte kalacak en sonunda(en azından idealde): nötr durum üzerine koyulmuş anlık itkiler. Tıpkı şey gibi, çok iyi  bir müzik icracısının bize dışarıdan sanki aynı şarkıyı çalıyormuş gibi gözükse de her akşam farklı bir icra gerçekleştirmesi gibi; notaların kaybolduğu geriye sadece icracının “ruh haline” göre oluşan nüansların kaldığı.
                     O yüzden de oyunu çok sık ve düzenli oynayalım istiyorum. Umarım düzenli prova alabilmeyi bir şekilde başarırız, oyunla ilgili tek korkum artık sadece bu.

12 Aralık Perşembe / Yapım 13 (Düzgün'ün Mekanı)

Epeydir düzgün bir prova almakta zorlanıyoruz. Derya ve Seza’nın prova süreçleri başlayınca bir de arada Fehmi’nin Çanakkale’ye gitmesi gerekince uzun bir süre buluşamadık. Gerçi tüm bunlara rağmen koşullar ayarlanabilirdi ama akşamları çalışabilecek bir mekan bulmak zor. Çözüm olması adına Fehmi bir gün Fransız Kültür’de bir sınıfı ayarladı. Orada çalışınca Düzgün bu büyüklükte bir mekanı olduğunu söyledi. Bugün de o mekanda ilk çalışmamızı yaptık. Derya ve Seza katılamadılar. Şimdilik akşamları çalışabilecek bir mekanımız var diyelim.
Toplu bir çalışma olmadığı için sahnelere esaslı bir müdahale etmek güç. Ancak üçümüz beraber olduğu yerleri daha nasıl analiz edebiliriz diye çalışabildik. Ama hiçbir şey yapılmasa da bir araya gelip oyundan konuşmak, takılmak bile bence oyunun bizdeki varlığını devam etmek, unutmamak adına önemli.
Öte yandan teknik meseleleri konuştuk. Oyun üstyazıyla oynanacak. E ne de olsa Fransızlara hitap eden bir yer. Fehmi, bunun bizim için iyi olacağını söylüyor. Fransız seyircisi bu tarz oyunlara daha alışkın olduğu için çabuk tepki verip bize rahatlatabilirmiş. Kostüm ve aksesuar işlerini de 27 aralıktaki genel prova öncesi halledelim istiyoruz.
Dediğim gibi dört başı mamur bir prova alınmasa bile mesele üzerine konuşmak, olanları tekrardan düşünmek de çok faydalı. Genel olarak birçok şeyden bahsettik ama şöyle ufak notlar almışım:
-girişte sahne nasıl olmalı? Sade bir salondansa her tarafın bembeyaz olduğu bir mekan mı olsa? Tavanlardan yere kadar uzanan beyaz kumaşlar mesela. Çünkü sade bir sahnede, getirdiğimiz aksesuarlar küçük kalıyor.
-bahsettiğimiz bembeyaz dünyayı ışıklarla kuramaz mıyız? ya da fırlatılma sahneleri için mavi ışık kullanılabilir mi?
-oyunun üzerinde durduğu yer: oyun öncesi(karakter) hal, yalan yok biz ne duyduysak gördüysek seyirci de görüyor. sahnede güvenecek bir şey bul(dürtü, hareket, bakış…) ve devam! Çok öyle derin nedenler arama!