Çarşamba, Aralık 18, 2013

16-17 Aralık Pazartesi-Salı / Yapım 13

                Çok kritik olduğunu düşündüğüm iki çalışmaydı. Yarın Fransız Kültür’de olacağız. 50 dakikalık “oyunumuzu” yarın gösteriyoruz. Artık oyunumuz diyebiliyorum; çünkü bugün oynarken neredeyse hiç boşluk hissetmedim. Yani, sahnede her an tutunacak bir şeyler az çok bulabiliyoruz. Artık oynarken, “normal” bir oyun oynuyormuş gibi rahat davranabiliyoruz. Bunu oyunun bedenimde karşılık bulması olarak da ifade edebiliriz.
                Dün, oyunun başından “tiranlara” kadar olan kısmı temizledik. Bugün de tiranlardan oyunun sonuna kadar olan yeri. Sadece aradaki “konferansa hazırlık” kısmı kaldı. Onu da ancak Fransız Kültür’de çalışabileceğiz diye bıraktık.
                Bu iki günde ayrıca kostümle ilgili netleşmeye çalıştık. Bu insanlar sanki farklı dönemlerden geliyormuş gibi bir fotoğraf çıkabilir mi: kimi Kızılderili, kimi Fransız Beyefendisi gibi… Ben, böyle bir şey düşüneceksek de altını çizmeyelim dedim. İzleyen görünce hemen “aa.!” dememeli ama oyundan belki çıkınca parçaları birleştirdiğince böyle bir ihtimal aklına gelmeli. Kostüm konusunda benim dışımda az çok kimin ne giyeceği belirlendi.
                Bugün final kısmını çalışırken ilginç bir şey oldu. “Ahmet’in gelişiyle” başlayan garipleşme durumu sanki başlangıçtaki “atılma halini” yeniden çağırdı ve sanki oyun tamamlandı hissi oluştu. Şimdilik finali burada tutmayı düşünüyoruz. Bu durumda sonrasında oluşan “kaos halini” nasıl yaratabiliriz sorusu ortaya çıkıyor ama zaten “oyunu” bir sabitleyelim, bunun içinde de genişlemeye gideriz diye konuşuyoruz. Fehmi, oyun müziklerini de buldu. Hepimiz çok sevdik.  
                Fehmi’nin dediğine göre aslında yarın kaba anlamda oyunu ilk defa göstereceğiz. Benim için bu yeni bir şey. Yani, oyunu belirleyip onun içinden yeniden genişletme aramak. Zaten başından beri galiba süreç böyle gelişti. Önce içinde eğlendiğimiz bir şeyler bulup canlı olan bu şeylere yaslanarak oradan daha derinlere inmek. Belki bu tarz bir oyunu da başka türlüsü kaldırmazdı diye düşünüyorum. Yani, hep söylediğimiz gibi güdüler, itkiler üzerine kurulu bir oyun olduğu için anda yakaladığımızı kaybetmeden ve onun üzerine basarak bir yere çıkmak. Sanki oyun şu sadelikte kalacak en sonunda(en azından idealde): nötr durum üzerine koyulmuş anlık itkiler. Tıpkı şey gibi, çok iyi  bir müzik icracısının bize dışarıdan sanki aynı şarkıyı çalıyormuş gibi gözükse de her akşam farklı bir icra gerçekleştirmesi gibi; notaların kaybolduğu geriye sadece icracının “ruh haline” göre oluşan nüansların kaldığı.
                     O yüzden de oyunu çok sık ve düzenli oynayalım istiyorum. Umarım düzenli prova alabilmeyi bir şekilde başarırız, oyunla ilgili tek korkum artık sadece bu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder