Fehmi, bugün önce ısınalım sonra
bir akış alalım bakalım dedi. Bu akışta
bir sonraki adımda ne yapacağınıza takılmadan doğaçlamalara açık bir şey
deneyelim. Anda olan şeylere izin verin ama “top yere düşmesin”, ritmi
düşürmeyin. Öncesinde ısınmak epey işe yaradı, akışta da daha çok nefes
aldığımızı söyleyebilirim. Birkaç ufak ayrıntı da yakaladık. Saat 12.20 gibi
Derya çıktı. Biz de oyun üzerine konuştuk biraz. Fehmi, artık “temel clown
tavrı” konusunda ve beraberllik konusunda çok iyi olduğumuzu ama oyunun tüm
bölümlerinin aynı ritimle(tavır,stil) oynandığını söyledi.
“Oyun şu an monoton!... O nedenle
de oyun izleyende bir tat bıraksa da potansiyelinin çok altında kalıyor(“5
üzerinden 2-3 civarında şu an”). Bizim en az 4’ü yakalamamız lazım ki, patlama
anlarında o 5’e çıkabilsin ve en kötü oyunumuzda bile seyirci çok eğlensin.
Şimdi yapmamız gereken her bir bloğun ritmini, stilini belirlemek ve bölümler
arasında bir anda geçiş yapmak. Genelde bir bölümden diğerine geçerken organik
geçişler arıyoruz. Hayır, bürleksin temeli bu geçişi direkt yapmak, seyirciyi
sarsacak olan şey bu tavır. Yani oyun bir clown sahnesi gibi(ya da Beckett)
başlayıp, mesela Derya’nın girişiyle bir Çehov tarzına hemen dönebilmeli, sonra
daha stilize bir tavıra ya da bir hikaye anlatıcısı tavrına geçebilmeli. Ya da
ritm 2 deyken bir anda 5 e geçebilmeli bir oyuncu ve buna geçmek için öyle
büyük nedenler aramamalı: şimdi bunu tercih ediyor bedenim deyip kabul
edebilmeli.”
Çok hoş bir sohbet oldu, ara ara
şöyle notlar almışım:
-bir şeyler yaptın, sonra bu
yarattığın dünyaya yabancılaştın. Şimdi artık yeni kuracağın dünya ile eski
dünya aynı “biçimde” olmamalı.(Stiller Arası Seyahat)
-oynayacağımız şey bir oyun
değil; “oynayacağımız” şey ANLAR...
-Bu oyun için; “Clown dünyasını
aktörler sergiliyor diyebiliriz!” Clownun dünyası = insanın düzen öncesi(kaos)
hali
- biçim olarak clown değil enerji
olarak clown
-oyundaki “mesaj” vurgusunun pek
görünmediği üzerine ilginç şeyler söylendi. Fehmi, başlangıçta mesajı bize oyun
vermesi için bir metafor olarak kullandığını ama artık bedenler o dünyaya ait
olmaya başladıkça mesaj vurgusuna gerek kalmadığını düşünüyor. Ben de bunun
üzerine ortaya “gündeliği, sıradan olanı metaforun içinden göstermek”diye bir
şey attım. Yani, metaforlar yoluyla sosyal olandan(realite) uzakta bir dünya
yaratıp o dünyayı bedenlere öğrettikten sonra artık o bedenlerle “gündelikte
olanları ya da olabilecekleri” göstermek. Bu sayede izleyen bir taraftan çok
gerçek, çok gündelik bir şey görecek ama çok daha parlak, büyük (ve galiba
sanatlı) bir şekilde. Bir taraftan çok tanıdık bir taraftan çok “değişik”. Bu da yine aklıma Fuzuli’nin şu beyitini
getirdi:
Menden Fuzuli isteme eş'ar-ı medh ü zem
Men aşıkam hemişe sözüm aşıkanedür
Men aşıkam hemişe sözüm aşıkanedür
-Metafor-Presence-Şiirsellik arasındaki ilişki; her kelimenin metaforik bir izdüşümünün olması. Tıpkı şiirlerdeki gibi, her kelime bir dünya. O halde, herhangi bir metne karşı gelebilecek bir şiir bulunabilir mi, bu oyunculuk araştırması için bir kaynak yaratabilir mi?
Ayrıca Derya çıktıktan sonra da şöyle bir muhabbete girmişiz, onu da aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz:
http://vocaroo.com/i/s0OG3EUSCwTq
Ayrıca Derya çıktıktan sonra da şöyle bir muhabbete girmişiz, onu da aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz:
http://vocaroo.com/i/s0OG3EUSCwTq
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder