Cumartesi, Ocak 18, 2014

17 ocak Cuma / FKM (SON PROVA)

Son prova. Son endişeler. Hafta sonu önemli. Ayrıntıları unutmamak şart. Evet, oynamaktan çok eğleniyoruz. Ama illa ince eleyip sık dokumak gerek. Matematik velhasıl hala çok önemli. Aslında artık o matematiği "unutmak" gerek ama galiba bunun için önce seyirciyle buluşmak şart. Buluşma anında oyun bizim için de bir "anlam patlaması" yaşayacak. O ana kadar yalnızca bir insanda oluşan vibrasyon 200 kişide aynı anda oluşunca oyuncudaki tüm bulanıklık gidecek; bir nevi kalibrasyon. 
Bugün çalışma öncesi kuliste düzgünün getirdiği çayı içip oyun üzerine konuştuk. Fehmi başlangıçta konuştuklarımızın artık oynarken bizlerde karşılık bulup bulmadığını sordu. Oyunun ne olursa olsun arkasında durduğumuzda ve bu dünyayı kabul ettiğimizde ortak görüş bildirdik.
Öğlene kadar ufak ayrıntılar çalışıldı. Öğleden sonra önce 2’de sonra da 4’de akış aldık. Ayrıca üst yazılarımızı yapacak yeni arkadaşımız da geldi, ama adını hemen unuttuğum için buraya yazamıyorum. İlk akış biraz düşük ve aksiliklerle dolu geçti. Çok ufak kaymalar bile oyunu bir anda oyunu düşürüyormuş hakikaten. Fehmi’nin endişelerine hak vermemek elde değil. Bence, bu oyun herhangi “normal” bir oyunun belli dönemlerinde yaşadığı o kırılganlığı bünyesinde sürekli barındırıyor. Galiba oyunu topyekün bir clown-aktör araştırması olarak addetmek de buradan geliyor. Oyundaki bu kırılgan yapı clownun doğasında olan kırılganlık. Temel olarak faydalandığımız şey bu aslında ya da Fehmi’nin bütün bir oyunculuk macerasının dayanması gereken temel nokta dediği yer. Belki de oyunu normal bir oyun “çalışma-çıkarma-oynama” sürecinden ayıran şey bizden talep ettiği bu bakış açısı. Hep dem vurduğumuz “yanlış bakışla” mücadele etmek için iyi bir sınav. Bence projeyi iddialı kılan şey sadece burada görülmeyen bir teatral biçim araması değil, burada pek görülmeyen bu bakışı da talep etmesi. Fehmi’nin böyle bir projeyle başlamak isteyişini böyle daha iyi görebiliriz sanırım. Hakikaten böyle bir bakış tüm bu “rastgeleliğin” içinden inşa edilebilir mi? Bunu söylemek biraz karamsar bir tavır olabilir ama projenin ikinci kritik aşaması bence oyun çıktıktan sonra başlıyor. Oyunun çıkma sürecinde bu iradeyi genelde Fehmi göstermişti, haliyle. Aynı iradeyi biz gösterebilecek miyiz, valla bilmiyorum. Tüm eski alışkanlıklarımızdan bu kadar çabuk sıyrılabilir miyiz, onu da bilmiyorum. Biraz karamsar mıyım, onu hiç bilmiyorum...Tüm bunları düşünmek için artık fazlasıyla vaktimiz var, herkese hayırlı olsun! Bu defter de burada bitsin…


16 ocak Perşembe / FKM

Bugünkü akış çok iyiydi. Sabahın o mahmurluğundan bir anda çıkıp başka bir dünyaya hemen girebildik. Fehmi’nin sevinci görülmeye değerdi: ”Bütün konuştuklarımız oluyor! Çok keyif aldım! Ama daha iyi olabilir. Seyirciyi sizi izlemeye mecbur bırakıyorsunuz, bu harika bir şey!”
Yorgunluğa rağmen bir anda başka bir dünyaya açılabilmek oyunun aslında teknik kısmının, matematiğinin ne kadar güçlü ve aynı derece önemli olduğunu gösteriyor. Bu matematik mevzuu üzerine şu hengame geçtikten sonra etraflıca düşünmek istiyorum. Yönetmenin eldeki malzemeyi şekillendirmesi, onlara “partisyon” eklemesi vs. Bizim oyunda yönetmenin yaptığı bu işi esasen oyuncunun kendinde geliştirmesi, bir nevi ikinci görevi, gözü haline getirmesi gerek. Yani sadece bir şeyler yaptım, benden bunlar “fışkırdı” demekle kalmamalı, bunlara reji de uygulayabilmeli, izlenir durumda olmaktan gelen pratik gereklilikleri kendi yaratımını şekillendirmede rahatlıkla uygulayabilmeli.

Provanın ardından Fehmi, küçük ama önemli uyarılarda bulundu: tokatlar artık gerçek olmalı, mili saniyelerin bile önemli oluşu, eylemlerin gerçekten yapılması…

Perşembe, Ocak 16, 2014

15 Ocak Çarşamba / FKM

                Sabah ancak 10.30 gibi toparlanabildik. Malum herkes yorgun, hasta. Akışa geçmeden önce 50 dk. kadar “biraradalık” oyunları oynadık ve geçişleri baştan sona hatırladık. Bugün akışta 3 tane de seyircimiz vardı. Galiba oyunun en son “hazır” halini kimseye izletmemiştik. O nedenle seyirci olması çok güzeldi. 
                Akış genel olarak normalden düşük bir ritimde geçti. Düşük başladık ve öyle devam etti. Ama yine de ortalama bir seviyeyi çok kaybetmedik. Seyircinin varlığı ve tepki vermesi bence bizi çok motive etti. Fehmi, ufak ama önemli uyarılarda bulundu. Temel şikayeti konuşulan ufak ayrıntıların çabuk unutulması üzerineydi. Oyuna sahnede sahip çıkıyoruz ama ufak ayrıntılara aynı önemi göstermiyoruz galiba. Şu an Fehmi’nin “mükemmeliyetçi” bir yerde konumlanması bizim için zorlayıcı oluyor ama galiba aramızda bu iradeyi gösterebilecek tek kişi de o. Son iki haftadır fazlasıyla yorulduk zira. İnsanın kendi iradesiyle mücadelesi malum bir yere kadar olabiliyor. Çünkü oyun çıktıktan sonra o kıvama bir daha ulaşmak çok zor. O buluşma anında ne kadar derinde bir yerlerde yaşanırsa bu hal, oyuncular olarak hep onu hatırlayacağımızdan ne kadar derine, ayrıntıya inebilirsek o kadar önemli.
                Kafama takılan şeyler artık oyunla değil, onun yeniden yeniden üretilmesiyle ilgili. Akış meselesi mesela nasıl olmalı? Acaba günde iki akış mı alınsa yoksa tek akış daha mı verimli olur? Hatırlama problemi her oyunda başımıza geleceği için, ona dair de pratik çözümler düşünmek gerekiyor. Nasıl daha hassas yaklaşılabilir bu mevzuya?
                Bugün ayrıca, kameraya çekim olayı da konuşuldu. En güzeli oyunu 3-4 kamera ile çekmekmiş ancak tek kamera da şimdilik işimizi görecekmiş. Malum fazla masrafa giremiyoruz. “Elektrik çarpma” sahnesinde kullanmayı düşündüğümüz buz şişeler pahalıymış, şimdilik balon ya da kese kağıdı kullanmayı düşünüyoruz. İlk defa 108 metrelik kırmızı ipimizi denedik bugün. Güzel oldu ama ipi dolaştırmadan sarmak çok zor!

                Saat 3 gibi ara verildi. Yine Askaros Balıkçısı’nda balık, salata, tatlı, çay yapıldı. Yorgun bir çalışmadan sonra bu mekanın inanılmaz güzel bir etkisi oluyor üzerimizde. Bence kendilerine program dergisinde teşekkür etmeliyiz. Hele o çayları…Yemekten sonra sahnelerdeki ufak tefek aksaklıların üzerinden geçtik. Saat 6’a doğru çalışmayı bitirdik.

Pazar, Ocak 12, 2014

10 Ocak Cuma / FKM

10.30 da başladı çalışma. Millet epey yorgun gözüküyordu. Ufak bir ısınma çalışmasının ardından önce Derya’ya bir gün önce bulduğumuz “bulduk!” sahnesini gösterdik. Sonra da “ip oyununa” çalıştık. Oyunun öncesindeki “elektrik çarpması” sahnesine de dün düşündüğümüz şekliyle yeniden doğaçladık. Saat 13.00 da akışa başlandı, güzel bir akıştı. Ufak ayrıntılardan zevk almaya başladıkça “notlar” daha parlatmaya başladı oyunu. Oyunun öylesine çıkmadığını, üzerine incelikli olarak çalışıldı gösteriyor bu da. Fehmi oyunun başında uzay boşluğu, dünya vs. gibi görüntülerden oluşan ufak bir video göstermeyi önerdi. Seyirciyi fazla manipüle eder diye karşı çıkıldı ama belki sadece seyirci alınırken ufak bir videonun dönebilir mi diye de sorduk.
Akıştan sonra yemek yedik beraber tiyatro ve hayat üzerine fikirler, hayaller, planlar, olaylar olaylar…

Perşembe, Ocak 09, 2014

9 Ocak Perşembe / FKM

Saat 12 de buluşuldu. Biz yarım saat kadar ısındık, sonrasında Fehmi gelince akışa geçtik. Bir önceki gün teknik olarak olan ama enerji olarak eksik kalan yerler bugün epey güçlü oldu. Özellikle giriş çok ritmik ve güçlü başladı ve bir süre oyunu yüksek götürdü. Ancak oyun ortalarda biraz düştü. Bugünkü en güzel şey, ne olursa olsun kimsenin oyunu hiç bir anında bırakmamasıydı: "oyuna sahip çıktık!" Artık oyunun seyirciye ihtiyacı olduğu çok açık, buluşma anında parlayacak çok şey olduğunu söyledi Fehmi. Ama yine de "biraz daha sabır" deyip yaptıklarımızın arkasında ısrarla durmamız gerekiyormuş.
Öğleden sonra, derya gitti ve biz de oyunun orta kısmı için ne yapmamız gerektiğini aradık. Verimli bir çalışma oldu. Oyun ortalarda "rölantiye" giriyordu. Bir enerji patlamasına da ihtiyaç vardı tiranlardan önce. Sahnede doğaçlarken sezanın "buldum!" kısmına çok enerjik bir sevinme oyunu ekledik. Bu enerjik sahne bu sayede ortaları da çok yüksek kılacak diye umuyoruz. 
Ayrıca zarf sahnesinden sonraki "arayışı" da kesik ve yüksek bir ritimle çalıştık, epey güzel oldu. Yarına bir ip oyununu çalışmak kaldı artık.

8 Ocak Çarşamba / FKM

Öğleden önce Derya'nın sahnelerini teknik anlamda çalıştık. Stiller arası geçişler genelde deryaya denk geldiği için, esasen onun ritmi üzerinden farklı partlar arası ritim farklarının da altını çizmiş olduk.
Sonrasında aldığımız akış ise epey düşüktü. Ama Fehmi’nin dediğine göre bu önemli değil, çünkü teknik olan şeyler iyi işliyor ve belli bir seviyenin altına indirmiyor oyunu. Tek kötü olan oyunun düşük başlamasıydı. O da biraz benden kaynaklandı sanırım. Karakterin yeni ritmiyle "burada olma" durumuna tam alışamadım. Belki de yeterince çalışmadığımdan bedenim eski ritme dönmek istedi. Genelde arkada oynama eğilimimiz var bir de. 
Ayrıca oyunun çekim işlerini, afiş ve tanıtım işleri de konuşuldu sonrasında. Bir problem de şu: paravanı demonte hale getirmek gerekecek olası turneler için. Sezanın birkaç önerisi var, bakalım...

Pazar, Ocak 05, 2014

30 Aralık 2013, 2 Ocak 2014 Perşembe / Yapım 13

30 Aralık Pazartesi
Seza, Volkan, ben ve Fehmi yapım 13'de buluştuk. Kişisel parkurlarımıza ve karakterlere baktık. Teker teker çıktık ve yeni oyunlar önerebileceğimiz doğaçlar yaptık. Bugün yaptığımız temel oyun üzerine bütünlüklü bir kafa yormaydı. Bazen böyle ayrı mesailer ayırmak çok verimli oluyor. Daha önce de buna benzer ayrı çalışmalar yine çok kafamızı açmıştı. Bugün de önce sahnede başlayan "düşünme" süreci masa başında tüm oyunu analiz ettiğimiz bir akşama döndü. Sinemacıların "post- poduction" dedikleri şeye benzer bir şey. Sahne geçişleri nasıl daha keskinleşebilir, yüksek yerler daha nasıl köpürebilir, işleyen yerlere daha nasıl ince motifler atılabilir. Önerileri not aldık, FKM'deki çalışmalarda da bunları çalışmak bu haftaki amacımız. 

2 Ocak Perşembe
Yeni yılın ilk çalışması. Şimdiye kadar yaptığımız provalardan gördük ki; olmazsa olmaz dediğimiz o özü(iceberg’in görünmeyen tarafı) artık hallettik. İzleyenler samimi, güzel bir şey görüyorlar bu da güzel. Ama oyun başından beri seyirciye hep bir şey vadederken sonunda hiçbir yere götürmeyecek. Bu hissiyat seyircide doyurulmayacağına göre, bizim bunu başka bir ‘doygunlukla’ değiştirmemiz lazım. Bu da oyunun bir biçim önermesini, daha da ‘köpürmesini’, anların daha keskinleştirilmesini, net ve keskin ritim-stil değişiklerine gerek duyuyor. Ama “hadi şuradaki ritmi 3 değil de 5 yapalım” demek de yapay kalacak-ya da biz oyuncular olarak onu henüz organik yapacak seviyede değiliz- o halde genele dair yeni bir ‘gam’ önermek gerekiyor. Oyunu farklı ‘makamlarla’ şöyle bir sarsıp, biçim olarak “evet işte bu!” dediğimiz kısımları tutup-ki bunlar artık oyuncular tarafından canlı bir şekilde yapılabilmektedir- bu biçimler arası geçişleri keskinleştirmek. Aslında sadece olanı ‘süslemek’ diyebiliriz buna. Müzik icrasında da olduğu gibi; her icracının esere kendi tavrını işlemesi gibi.
Tüm bunlardan dolayı, Fehmi bugün oyunu tamamen eski ritmini unutup bize çok garip gelse de ‘çizgi film’ formunda hızlı bir ritimde akıtmamızı istedi:” şimdiye kadar karakterleri bilerek sivriltmedik, dizginlerini tuttuk ki daha nötr bir yerden bize üzerinde çalışabileceğimiz malzeme versinler diye. Ama şimdi dizginleri bırakın, karakterinize duruş, bakış, tavır eklemeyi deneyin. Hiç yapmam dediğiniz şeyleri deneyin!”
Böyle bir akış çok faydalı oldu. Düzgün’ün ve benim karakterlerimize dair net bir şeyler gözüktü. Başlangıçtaki keşif kısmını hızlı bir ritimde almak çok hoş oldu. Oyun hızlı bir ritimde oynanınca bu sefer durduğumuz ve asılı kaldığımız yerler daha da büyüdü. Oyuncu olarak kalma anı zor bir durumdan çıkıp bu hızlı ritimden sonra dinlediğimiz, tarttığımız, kendimize olanı takip ettiğimiz yerler oldu. Muhtemelen benzer bir rahatlama durumu seyirci için de geçerli; durma anlarının kalitesi arttı.
Öte yandan karakterin ‘altını çizmek’ ya da ‘biçim eklemek’ denen şeyin teknik olarak anlamı şu sanırım. Bu aşamaya kadar sahnede yakalamaya çalıştığımız şey organik etki-tepki süreçleri yaratmaktı. Bunu yaparken sahnede olmak hali ile sahnenin dışında olmak halini olabildiğince birbirine yaklaştırmaya çalıştık (her bedenin clownunu çıkarmak, nötr hal vs…). Şimdi bu organik etki-tepki(al-ver) ilişkisini yakalayınca artık verilecek tepkinin biçimini tercih etmek hakkı oluşuyor oyuncu için. Aynı etki-tepki zinciri çok dramatik bir şekilde yapılabileceği gibi çok grotesk ya da minimal de olabilir. Hangisi olursa olsun, artık biçimin altındaki dinamik süreçler- bir oyunu canlı kılan onu bir ‘organizmaya’ dönüştüren psikofiziksel her şey- oyuncunun ‘organizmasıyla’(beden) entegre olduğu için, bir sorun yaratmayacaktır. Yine çok teori kurma çabasına düştük anlamlandırmak için ama, nihayetinde burada oyuncuya düşen şey artık aynı tepkiyi nasıl bir biçimle vermek isteyeceğidir. Karaktere dair bir duruş, yürüyüş, tavır bulmak da bunun bir parçası olarak ele alınmalı. Evet, bu adam böyle yürüyor, böyle bakıyor demeli. Tüm bu tavırları gündelik olana yakın da olabilir çok uzak da olabilir. Onun dünyası bu; böyle yürünüyor onun dünyasında, böyle bakılıyor…

27 Aralık Cuma / Fransız Kültür Merkezi


Yine tembellik yapıp yazma işini sonraya bıraktığım için çok detaylı yazamayacağım. Ama, ufak defterimdeki notların hatırlattıklarını düşeyim istiyorum yine de…
Genel prova. Teknik anlamda her şeyin tamamlandığı ilk prova olmasını konuşmuştuk daha önce. Geçen hafta Volkan, ben, Fehmi kostüm işlerini halletmek için Eminönü’ne gitmiştik. Fehmi’nin bir arkadaşı bizi ikinci el dönem kıyafetleri satan bir yere yönlendirdi. Enteresan bir yerdi, çok eğlendik ve çok ‘temiz’ bir şekilde tüm kostümleri aldık. Hem de düşündüğümüzden az bir bütçeyle.
Velhasıl, bugün esasen şöyle bir 20-30 kişi olsun istiyorduk ama kimse gelmedi. Herkes oyuna saklamak istemiş anlaşılan arkadaşlarını. Yine de 4 tane seyircimiz vardı. Biri Fehmi’nin kız kardeşi, diğer 3 seyirci de Fransız Kültür’ün kafesinden arakladık. Hatta bir tanesi Volkan’ın liseden beri görüşmediği bir arkadaşı çıktı. Lö enteğesan…
Fehmi sabah bir işi olduğu için 11.30 gibi aramıza katıldı. O salona girdiği sırada biz de ‘akmaya’ çalışıyorduk. Bir şey söylemeden oturdu ve akışı sonuna kadar izledi. Ardından “şimdiye kadar ki en iyi akıştı, hepinizin mevcudiyeti ve beraberliği çok güçlüydü!” dedi. Sanırım geçen haftaki sıkı çalışma ve metinler üzerine düşünmek ‘hikayenin’ bedenlerimizde iyice ‘görünmesini’ sağladı. Tabii kostümlerin de havaya sokmaktaki etkisini göz ardı etmemek lazım.
Öğleden sonra genel akış. Sanırım sabahkine göre biraz düşüktü ama Fehmi’nin sonrasında dediği gibi artık belli bir sınırın altına düşmüyoruz. İzleyenlerin ağzından kerpetenle yorumlar almaya çalıştık oyun sonrası. Özellikle kafeden gelen ‘bi-haber’ seyircilerin söyledikleri sahnede yaratmaya çalıştığımız temel felsefenin bir karşılık bulduğunu gösterir nitelikteydi. Ayrıca, ritmin çok net ve keskin olduğu sahnelerin daha güzel gelmesi de oyunun geneline dair duyduğumuz sıkıntıların çözümüne dair bir ipucu verdi.

Fehmi, her şeyin yolunda olduğunu, oyunun şu an sadece biraz ‘çapaklı’ olduğunu söyledi. Ocak ayındaki FKM provaları öncesinde Düzgün’ün mekanında bu teknik meseleleri halletmemiz gerektiğini belirtti.