Pazar, Ocak 05, 2014

30 Aralık 2013, 2 Ocak 2014 Perşembe / Yapım 13

30 Aralık Pazartesi
Seza, Volkan, ben ve Fehmi yapım 13'de buluştuk. Kişisel parkurlarımıza ve karakterlere baktık. Teker teker çıktık ve yeni oyunlar önerebileceğimiz doğaçlar yaptık. Bugün yaptığımız temel oyun üzerine bütünlüklü bir kafa yormaydı. Bazen böyle ayrı mesailer ayırmak çok verimli oluyor. Daha önce de buna benzer ayrı çalışmalar yine çok kafamızı açmıştı. Bugün de önce sahnede başlayan "düşünme" süreci masa başında tüm oyunu analiz ettiğimiz bir akşama döndü. Sinemacıların "post- poduction" dedikleri şeye benzer bir şey. Sahne geçişleri nasıl daha keskinleşebilir, yüksek yerler daha nasıl köpürebilir, işleyen yerlere daha nasıl ince motifler atılabilir. Önerileri not aldık, FKM'deki çalışmalarda da bunları çalışmak bu haftaki amacımız. 

2 Ocak Perşembe
Yeni yılın ilk çalışması. Şimdiye kadar yaptığımız provalardan gördük ki; olmazsa olmaz dediğimiz o özü(iceberg’in görünmeyen tarafı) artık hallettik. İzleyenler samimi, güzel bir şey görüyorlar bu da güzel. Ama oyun başından beri seyirciye hep bir şey vadederken sonunda hiçbir yere götürmeyecek. Bu hissiyat seyircide doyurulmayacağına göre, bizim bunu başka bir ‘doygunlukla’ değiştirmemiz lazım. Bu da oyunun bir biçim önermesini, daha da ‘köpürmesini’, anların daha keskinleştirilmesini, net ve keskin ritim-stil değişiklerine gerek duyuyor. Ama “hadi şuradaki ritmi 3 değil de 5 yapalım” demek de yapay kalacak-ya da biz oyuncular olarak onu henüz organik yapacak seviyede değiliz- o halde genele dair yeni bir ‘gam’ önermek gerekiyor. Oyunu farklı ‘makamlarla’ şöyle bir sarsıp, biçim olarak “evet işte bu!” dediğimiz kısımları tutup-ki bunlar artık oyuncular tarafından canlı bir şekilde yapılabilmektedir- bu biçimler arası geçişleri keskinleştirmek. Aslında sadece olanı ‘süslemek’ diyebiliriz buna. Müzik icrasında da olduğu gibi; her icracının esere kendi tavrını işlemesi gibi.
Tüm bunlardan dolayı, Fehmi bugün oyunu tamamen eski ritmini unutup bize çok garip gelse de ‘çizgi film’ formunda hızlı bir ritimde akıtmamızı istedi:” şimdiye kadar karakterleri bilerek sivriltmedik, dizginlerini tuttuk ki daha nötr bir yerden bize üzerinde çalışabileceğimiz malzeme versinler diye. Ama şimdi dizginleri bırakın, karakterinize duruş, bakış, tavır eklemeyi deneyin. Hiç yapmam dediğiniz şeyleri deneyin!”
Böyle bir akış çok faydalı oldu. Düzgün’ün ve benim karakterlerimize dair net bir şeyler gözüktü. Başlangıçtaki keşif kısmını hızlı bir ritimde almak çok hoş oldu. Oyun hızlı bir ritimde oynanınca bu sefer durduğumuz ve asılı kaldığımız yerler daha da büyüdü. Oyuncu olarak kalma anı zor bir durumdan çıkıp bu hızlı ritimden sonra dinlediğimiz, tarttığımız, kendimize olanı takip ettiğimiz yerler oldu. Muhtemelen benzer bir rahatlama durumu seyirci için de geçerli; durma anlarının kalitesi arttı.
Öte yandan karakterin ‘altını çizmek’ ya da ‘biçim eklemek’ denen şeyin teknik olarak anlamı şu sanırım. Bu aşamaya kadar sahnede yakalamaya çalıştığımız şey organik etki-tepki süreçleri yaratmaktı. Bunu yaparken sahnede olmak hali ile sahnenin dışında olmak halini olabildiğince birbirine yaklaştırmaya çalıştık (her bedenin clownunu çıkarmak, nötr hal vs…). Şimdi bu organik etki-tepki(al-ver) ilişkisini yakalayınca artık verilecek tepkinin biçimini tercih etmek hakkı oluşuyor oyuncu için. Aynı etki-tepki zinciri çok dramatik bir şekilde yapılabileceği gibi çok grotesk ya da minimal de olabilir. Hangisi olursa olsun, artık biçimin altındaki dinamik süreçler- bir oyunu canlı kılan onu bir ‘organizmaya’ dönüştüren psikofiziksel her şey- oyuncunun ‘organizmasıyla’(beden) entegre olduğu için, bir sorun yaratmayacaktır. Yine çok teori kurma çabasına düştük anlamlandırmak için ama, nihayetinde burada oyuncuya düşen şey artık aynı tepkiyi nasıl bir biçimle vermek isteyeceğidir. Karaktere dair bir duruş, yürüyüş, tavır bulmak da bunun bir parçası olarak ele alınmalı. Evet, bu adam böyle yürüyor, böyle bakıyor demeli. Tüm bu tavırları gündelik olana yakın da olabilir çok uzak da olabilir. Onun dünyası bu; böyle yürünüyor onun dünyasında, böyle bakılıyor…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder