30 Aralık Pazartesi
Seza, Volkan,
ben ve Fehmi yapım 13'de buluştuk. Kişisel parkurlarımıza ve karakterlere
baktık. Teker teker çıktık ve yeni oyunlar önerebileceğimiz doğaçlar yaptık.
Bugün yaptığımız temel oyun üzerine bütünlüklü bir kafa yormaydı. Bazen böyle
ayrı mesailer ayırmak çok verimli oluyor. Daha önce de buna benzer ayrı
çalışmalar yine çok kafamızı açmıştı. Bugün de önce sahnede başlayan
"düşünme" süreci masa başında tüm oyunu analiz ettiğimiz bir akşama
döndü. Sinemacıların "post- poduction" dedikleri şeye benzer bir şey.
Sahne geçişleri nasıl daha keskinleşebilir, yüksek yerler daha nasıl
köpürebilir, işleyen yerlere daha nasıl ince motifler atılabilir. Önerileri not
aldık, FKM'deki çalışmalarda da bunları çalışmak bu haftaki amacımız.
2 Ocak Perşembe
Yeni yılın ilk çalışması. Şimdiye kadar yaptığımız provalardan gördük ki; olmazsa olmaz dediğimiz o özü(iceberg’in görünmeyen tarafı) artık hallettik. İzleyenler samimi, güzel bir şey görüyorlar bu da güzel. Ama oyun başından beri seyirciye hep bir şey vadederken sonunda hiçbir yere götürmeyecek. Bu hissiyat seyircide doyurulmayacağına göre, bizim bunu başka bir ‘doygunlukla’ değiştirmemiz lazım. Bu da oyunun bir biçim önermesini, daha da ‘köpürmesini’, anların daha keskinleştirilmesini, net ve keskin ritim-stil değişiklerine gerek duyuyor. Ama “hadi şuradaki ritmi 3 değil de 5 yapalım” demek de yapay kalacak-ya da biz oyuncular olarak onu henüz organik yapacak seviyede değiliz- o halde genele dair yeni bir ‘gam’ önermek gerekiyor. Oyunu farklı ‘makamlarla’ şöyle bir sarsıp, biçim olarak “evet işte bu!” dediğimiz kısımları tutup-ki bunlar artık oyuncular tarafından canlı bir şekilde yapılabilmektedir- bu biçimler arası geçişleri keskinleştirmek. Aslında sadece olanı ‘süslemek’ diyebiliriz buna. Müzik icrasında da olduğu gibi; her icracının esere kendi tavrını işlemesi gibi.
Yeni yılın ilk çalışması. Şimdiye kadar yaptığımız provalardan gördük ki; olmazsa olmaz dediğimiz o özü(iceberg’in görünmeyen tarafı) artık hallettik. İzleyenler samimi, güzel bir şey görüyorlar bu da güzel. Ama oyun başından beri seyirciye hep bir şey vadederken sonunda hiçbir yere götürmeyecek. Bu hissiyat seyircide doyurulmayacağına göre, bizim bunu başka bir ‘doygunlukla’ değiştirmemiz lazım. Bu da oyunun bir biçim önermesini, daha da ‘köpürmesini’, anların daha keskinleştirilmesini, net ve keskin ritim-stil değişiklerine gerek duyuyor. Ama “hadi şuradaki ritmi 3 değil de 5 yapalım” demek de yapay kalacak-ya da biz oyuncular olarak onu henüz organik yapacak seviyede değiliz- o halde genele dair yeni bir ‘gam’ önermek gerekiyor. Oyunu farklı ‘makamlarla’ şöyle bir sarsıp, biçim olarak “evet işte bu!” dediğimiz kısımları tutup-ki bunlar artık oyuncular tarafından canlı bir şekilde yapılabilmektedir- bu biçimler arası geçişleri keskinleştirmek. Aslında sadece olanı ‘süslemek’ diyebiliriz buna. Müzik icrasında da olduğu gibi; her icracının esere kendi tavrını işlemesi gibi.
Tüm bunlardan dolayı, Fehmi bugün
oyunu tamamen eski ritmini unutup bize çok garip gelse de ‘çizgi film’ formunda
hızlı bir ritimde akıtmamızı istedi:” şimdiye kadar karakterleri bilerek
sivriltmedik, dizginlerini tuttuk ki daha nötr bir yerden bize üzerinde çalışabileceğimiz
malzeme versinler diye. Ama şimdi dizginleri bırakın, karakterinize duruş,
bakış, tavır eklemeyi deneyin. Hiç yapmam dediğiniz şeyleri deneyin!”
Böyle bir akış çok faydalı oldu.
Düzgün’ün ve benim karakterlerimize dair net bir şeyler gözüktü. Başlangıçtaki keşif
kısmını hızlı bir ritimde almak çok hoş oldu. Oyun hızlı bir ritimde oynanınca
bu sefer durduğumuz ve asılı kaldığımız yerler daha da büyüdü. Oyuncu olarak
kalma anı zor bir durumdan çıkıp bu hızlı ritimden sonra dinlediğimiz,
tarttığımız, kendimize olanı takip ettiğimiz yerler oldu. Muhtemelen benzer bir
rahatlama durumu seyirci için de geçerli; durma anlarının kalitesi arttı.
Öte yandan karakterin ‘altını çizmek’ ya da ‘biçim
eklemek’ denen şeyin teknik olarak anlamı şu sanırım. Bu aşamaya kadar sahnede
yakalamaya çalıştığımız şey organik etki-tepki süreçleri yaratmaktı. Bunu yaparken
sahnede olmak hali ile sahnenin dışında olmak halini olabildiğince birbirine
yaklaştırmaya çalıştık (her bedenin clownunu çıkarmak, nötr hal vs…). Şimdi bu
organik etki-tepki(al-ver) ilişkisini yakalayınca artık verilecek tepkinin
biçimini tercih etmek hakkı oluşuyor oyuncu için. Aynı etki-tepki zinciri çok
dramatik bir şekilde yapılabileceği gibi çok grotesk ya da minimal de olabilir.
Hangisi olursa olsun, artık biçimin altındaki dinamik süreçler- bir oyunu canlı
kılan onu bir ‘organizmaya’ dönüştüren psikofiziksel her şey- oyuncunun ‘organizmasıyla’(beden)
entegre olduğu için, bir sorun yaratmayacaktır. Yine çok teori kurma çabasına düştük
anlamlandırmak için ama, nihayetinde burada oyuncuya düşen şey artık aynı
tepkiyi nasıl bir biçimle vermek isteyeceğidir. Karaktere dair bir duruş,
yürüyüş, tavır bulmak da bunun bir parçası olarak ele alınmalı. Evet, bu adam
böyle yürüyor, böyle bakıyor demeli. Tüm bu tavırları gündelik olana yakın da
olabilir çok uzak da olabilir. Onun dünyası bu; böyle yürünüyor onun
dünyasında, böyle bakılıyor…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder