Cumartesi, Şubat 22, 2014

21 Şubat Cuma

Dün gece Fehmi’den şöyle bir mail gelmiş:

Selamlar Herkese,
Iki gundur dusunuyor, basladigimiz gunden son oyuna kadar gecirdigimiz sureci inceliyorum. Bugun size bahsettigim dramaturg arkadasimlada uzun uzun konusma firsatim oldu.
Pazartesi gunu konusurken iki dusunce arasinda gidip geldigimi soylemistim size;
 * Birinci bakis:  Oyuncu mevcudiyetini parlatmak ve hikayenin onemsiz olmasi
* Ikinci bakis (Bir çok izleyeninde dusundugu) : Hikayeninde onem arz etmesi, dramaturgik eksikler

Simdi en basindan ele alicak olursak,
Bizim oyunu kurarken ilk cikis noktamiz olan "Mademki burdayiz, bari bir seyler yapalim" temasi aslinda hep uzerinde durdugumuz gibi Clown oyunculuk modelinin temel prensibiydi. Uzun sure bu clownesk enerjinin bedenlerde yer bulmasi, oyuncu mevcudiyeti, enerjiler, grup ici dinamikler, farkindalik, gercekten dinleme, samimiyet, anda olmak... v.s gibi hem oyunculuk icin hemde clown icin çok temel olan prensipler ve kavramlar uzerinde calistik. Bunlari çalisirken yaptigimiz dogaçlamalar sirasinda ortaya cikan sezgisel anlamda guclu anlari bir araya getirerek bir oyun insaa ettik.
 Buraya kadar her sey planladigimiz gibiydi. Fakat unatmamak gereken bir olgu vardi: Biz bu oyuna baslarken "HIC BIRSEY" veya "ANLAMSIZLIK" uzerine yogunlasmistik. Yani onemli olanin sizin sahnedeki olma durumunuzun gucu oldugu, geriye kalanlarin birer bahane oldugu gercegi. Iste bu sebeple ikinci bakis, yani dramaturjik eksiklik bilinen genel dramaturjik ogelerle cozulemez! Bu oyunda eger duzeltilmesi gereken bir sey varsa o da anlarin parlatilmasi ve oynanan hikaye veya partisyondan ote oyuncunun yani clown enerjilerin her an en yuksek duzeyde tutulmasidir. Eger buna dramaturjik bir isim verilecekse: An dramaturjisi uzerine eksiklik var diyebiliriz.  
 Benim belkide son donemdeki en buyuk hatam size teknik olarak partisyonlara sadik kalmayi cok fazla dayatmam olmus olabilir. Bu sizlerin oyunun partisyonunu oynarken, anda kalmayi ve her durumu gercekten oynamanizi engelleyen nedenlerden biri olmali. Ikinciside cok hizli oynamak, duruma odaklanmadan yeni bir duruma gecmenizin getirdigi aceleci tavir, anlarin es gecilmesine, seyircinin sizin dunyaniza girmesine zaman tanimama ve bir duygu uzetmesine izin vermemesi. 
Oyunu izlerken ortaya cikan olumlu ve olumsuz ogeler sunlar:

*Olumlular*
1- En ama en onemlisi, boyle tuhaf bir dunyayi savunan, psikolojik veya alisila geldik hic bir verinin olmadigi bu dunyayi inanarak savunmak. Izleyiciyi her an uyanik tutmak, izlenir olmayi basarmak. Tuhaf insan gercekligini, varolusun kaosunu anlatan ilginc bir oyun izletmek
2- Burlesk stil ve bedensel kompozisyon konusunda teknik donanima sahip gayet basarili bir calisma izletmek
3- Partisyonlara sadik kalip, icerisinde anlam uretmenin yollarini arayan etik bir algi sahibi oyuncular olmaniz
4- Yeni bir metinle çalismaya hazir, istekli, ozverili ve ortak bir dile sahip çok iyi bir grup olmak 

*Olumsuzlar* 
1- Giristen "O zaman tanisalim" a kadar geri kalan her an çok hizli geciyor. Bazi anlar ortadan kalkmis, oynanmiyor, cok ritimli bir oyunla ardi ardina siralaniyor. Izleyici izlemek durumunda cunku cok iyi oynaniyor, ritim teknik anlamda hic dusmuyor ama sahnede olanlarin bir cogu seyircide duygusal bir karsilik bulmuyor. 
 2- Anlar gecistiriliyor. Trajik insan gercegi olan ve oyunun cikis temasi olan, "atilmislik" ve "burada olma" durumu bazi anlarda tam olarak seyirciye gecmiyor.
3- Bazi sahneler sadece reji boyle, yada partisyon bu diye sadece yapiliyor ama bu olanlarin oyuncuya nasil etki yaptigi, nasil bir duygusal karsilik buldugunu seyirci goremiyor. Bundaki en buyuk eksiklik belkide hizli devam eden ritim. 

*Cozum onerileri*
1- Ilk gun konustugumuz gibi, biz iki gun calisip yeni bir partisyon, yeni bir hikayeyle seyirci karsisina cikabiliriz. Yani aslolan sizin sahnede en samimi bicimde, anda olarak varolmaniz.
2- Bunun icin ritim konusunda tekrar dusunmeliyiz, en azindan bazi yerler icin. 
3- Dunyaya atilmis olma durumunu unutmamaliyiz, oyunun trajik alt yapisi bu zaten.
4- Her birinizin clownunu çok daha net gormeliyiz.

Haftaya bulusana kadar, bu yazdiklarim uzerinde biraz dusunmenizi rica ediyorum. Oyunu,  anlarin degerini ve burda olma durumunu en yuksek hale getirerek oymanaktan baska caremiz yok. Hep dedigimiz gibi, oyun bu yonuyle bicak sirti. Tutunacak dramaturjik bir hikayeniz yok, sadece ANLAR var. 
Nedenini bilmedigimiz ardi sira olusan durumlara verilen en samimi ve gercek tepkiler var. Anlarin oynanabilmesi icin bazi oneriler getirecegim, oyun oncesi uzerinde konusup, deneyip sahnede uygulayacagiz.
Cok zor bir sey deniyoruz, ama inanin bu yukarda yazdiklarim ve cevremizde duyduklarimiz cok normal. Bu bir surec, ilk adimi atali cok oldu, adimlara devam. Yilmadan devam edersek, cok marjinal islere imza atacak bir olusumu gorebiliyorum. Bu oyunuda en mukemmel hale getirmeden birakma niyetim yok ! :)


Sevgiler

Perşembe, Şubat 20, 2014

17 şubat pazartesi / Mekan Artı

Defter burada bitsin demişim ama sanırım yazmak bir alışkanlık oldu ve proje nihai hedefine ulaşana kadar ben yine buraya ufak notlar düşmekten kurtulamayacağım. Artık, kalanları buraya yazmayım diye düşünmüştüm ama belki buradan başlayan bir çemberi de tamamlar düşüncesiyle devam ediyorum.
Yarınki oyun için yaklaşık bir ay sonra ilk buluşma. Birbirimizi özlemişiz. Mekan Artı’yı o kadar değil ama. Fehmi’nin oyunla ilgili yeni düşünce, endişe ve önerileri var. Biz biraz uzak kalmışız oyundan; üzerine pek düşünmek durumunda hissetmemiş olmalıyız. Biraz hoş beşten sonra sandalyeleri yuvarlak dizip oturuyoruz ve oyun üzerine hasbihal.
 Oyun hala ulaşabileceği kalite ve “ikna edicileğe” varamadı. Bunun nedeni ne olabilir? Oyuncu enerjisini merkeze alıp hikayelerin birbirleriyle ilişkisini çok sezgisel ve kırılgan bir yerden kurduk. Şimdi hangisinden devam etmeli? Oyuncu enerjisi riskini daha fazla almayıp hikaye üzerinden mi seyirciyi ikna etmeli yoksa oyuncu enerjisi için hala gidecek yolumuz var mı? Fehmi, aklında bazı öneriler olduğunu söylüyor ama önce bizi dinlemek istiyor. Genel olarak, en başta yola çıktığımız hedeften taviz vermemekte ortaklaşıyoruz. Daha, oyuncu olarak provalardaki enerjimize ulaşamadık. Bir de bunu gördükten sonra bakalım oyun “neler söyleyecek”.
Fehmi, “bir dramaturga ihtiyacımız vardı belki de” diyor. Kendi yaptığı işi “sezgi dramaturgisi” olarak isimlendirdi. Başka türlü de bir dramaturgi yapılabilir miydi bilmiyorum. Bana projenin başından beri ilginç gelen ve “nasıl olacak?” diye sürekli sorduran aslında bu oyuncu-dramaturg yaklaşımıydı. Belki de Fehmi şu noktada haklı: bu diyalog sürecine bir ayak daha eklenmeliydi. Çünkü eş zamanlı olarak hem metin yazıldı, hem dramaturgi yapıldı, hem de oyuncu skorları arandı. İlginç olan şu ki; bunların üçü de kendi içlerinde hiçbir zaman tam olamayacaklar. Ne metin oyunculardan ve dramaturgiden bağımsız olarak bitip bir kenara koyulabilir ne de dramaturgi oyuncu enerjisinden ayrı hesaplanabilir. Fehmi’nin “oyuncu-yönetmen” olarak beliren varlığının yanına belki bir de “seyirci-dramaturg” gerekiyordu. Ancak böyle birinin projenin başından beri mi olması gerekirdi yoksa son zamanda gelip sadece izlemesi yeter miydi bilmiyorum.
Mevcut sorunlar çözülür mü bilinmez ama ekip olarak bu oyunun bizim “provamız” olduğunda hemfikiriz. Bu noktadan sonra bir şeyler üzerinde oynamak belki de sezgisel olarak kurulmuş tüm yapıyı bozabilir. O nedenle, ben eğer bir risk alınacaksa bunun seyirci karşısında alınması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü oyun için dönüştürücü olacağına inandığın tek parametre seyirci karşısında durabilen oyuncunun esnekliği, nefes alabilirliği…Ama yine de teknik olarak seyircinin sahnede meydana gelen “sezgisel şeye” nasıl müdahil olabileceğinin yollarının aranması da gerekiyor. Volkan, buna seyirciye nasıl bir anlaşma yaptığımızın “işaret edilmesi” diyor; hangi kodlar üzerinden kendisiyle iletişim kurmak istediğimizin açık edilmesi.
NOT: 18 şubat oyunu oynandı. Fehmi, şimdiye kadarkilerin en iyisi olduğunu belirtti. Mekanın küçük olması oyuncuların birbirleriyle ve seyirciyle daha samimi bir bağ kurmasını sağladı. Benim için galiba en yüksek anlardan biri seyirciyle konuştuğum anlardı. Orada, gerçekten başka türlü bir “hal” içinde olduğumu fark ettim. Bir ara dramatik tansiyonu hatırlamak üzerine bazı klasik alıştırma ve doğaçlar yapmıştık. Sanki o çalışmaları oyun öncesinde yapsak güzel olabilir. 

Cumartesi, Ocak 18, 2014

17 ocak Cuma / FKM (SON PROVA)

Son prova. Son endişeler. Hafta sonu önemli. Ayrıntıları unutmamak şart. Evet, oynamaktan çok eğleniyoruz. Ama illa ince eleyip sık dokumak gerek. Matematik velhasıl hala çok önemli. Aslında artık o matematiği "unutmak" gerek ama galiba bunun için önce seyirciyle buluşmak şart. Buluşma anında oyun bizim için de bir "anlam patlaması" yaşayacak. O ana kadar yalnızca bir insanda oluşan vibrasyon 200 kişide aynı anda oluşunca oyuncudaki tüm bulanıklık gidecek; bir nevi kalibrasyon. 
Bugün çalışma öncesi kuliste düzgünün getirdiği çayı içip oyun üzerine konuştuk. Fehmi başlangıçta konuştuklarımızın artık oynarken bizlerde karşılık bulup bulmadığını sordu. Oyunun ne olursa olsun arkasında durduğumuzda ve bu dünyayı kabul ettiğimizde ortak görüş bildirdik.
Öğlene kadar ufak ayrıntılar çalışıldı. Öğleden sonra önce 2’de sonra da 4’de akış aldık. Ayrıca üst yazılarımızı yapacak yeni arkadaşımız da geldi, ama adını hemen unuttuğum için buraya yazamıyorum. İlk akış biraz düşük ve aksiliklerle dolu geçti. Çok ufak kaymalar bile oyunu bir anda oyunu düşürüyormuş hakikaten. Fehmi’nin endişelerine hak vermemek elde değil. Bence, bu oyun herhangi “normal” bir oyunun belli dönemlerinde yaşadığı o kırılganlığı bünyesinde sürekli barındırıyor. Galiba oyunu topyekün bir clown-aktör araştırması olarak addetmek de buradan geliyor. Oyundaki bu kırılgan yapı clownun doğasında olan kırılganlık. Temel olarak faydalandığımız şey bu aslında ya da Fehmi’nin bütün bir oyunculuk macerasının dayanması gereken temel nokta dediği yer. Belki de oyunu normal bir oyun “çalışma-çıkarma-oynama” sürecinden ayıran şey bizden talep ettiği bu bakış açısı. Hep dem vurduğumuz “yanlış bakışla” mücadele etmek için iyi bir sınav. Bence projeyi iddialı kılan şey sadece burada görülmeyen bir teatral biçim araması değil, burada pek görülmeyen bu bakışı da talep etmesi. Fehmi’nin böyle bir projeyle başlamak isteyişini böyle daha iyi görebiliriz sanırım. Hakikaten böyle bir bakış tüm bu “rastgeleliğin” içinden inşa edilebilir mi? Bunu söylemek biraz karamsar bir tavır olabilir ama projenin ikinci kritik aşaması bence oyun çıktıktan sonra başlıyor. Oyunun çıkma sürecinde bu iradeyi genelde Fehmi göstermişti, haliyle. Aynı iradeyi biz gösterebilecek miyiz, valla bilmiyorum. Tüm eski alışkanlıklarımızdan bu kadar çabuk sıyrılabilir miyiz, onu da bilmiyorum. Biraz karamsar mıyım, onu hiç bilmiyorum...Tüm bunları düşünmek için artık fazlasıyla vaktimiz var, herkese hayırlı olsun! Bu defter de burada bitsin…


16 ocak Perşembe / FKM

Bugünkü akış çok iyiydi. Sabahın o mahmurluğundan bir anda çıkıp başka bir dünyaya hemen girebildik. Fehmi’nin sevinci görülmeye değerdi: ”Bütün konuştuklarımız oluyor! Çok keyif aldım! Ama daha iyi olabilir. Seyirciyi sizi izlemeye mecbur bırakıyorsunuz, bu harika bir şey!”
Yorgunluğa rağmen bir anda başka bir dünyaya açılabilmek oyunun aslında teknik kısmının, matematiğinin ne kadar güçlü ve aynı derece önemli olduğunu gösteriyor. Bu matematik mevzuu üzerine şu hengame geçtikten sonra etraflıca düşünmek istiyorum. Yönetmenin eldeki malzemeyi şekillendirmesi, onlara “partisyon” eklemesi vs. Bizim oyunda yönetmenin yaptığı bu işi esasen oyuncunun kendinde geliştirmesi, bir nevi ikinci görevi, gözü haline getirmesi gerek. Yani sadece bir şeyler yaptım, benden bunlar “fışkırdı” demekle kalmamalı, bunlara reji de uygulayabilmeli, izlenir durumda olmaktan gelen pratik gereklilikleri kendi yaratımını şekillendirmede rahatlıkla uygulayabilmeli.

Provanın ardından Fehmi, küçük ama önemli uyarılarda bulundu: tokatlar artık gerçek olmalı, mili saniyelerin bile önemli oluşu, eylemlerin gerçekten yapılması…

Perşembe, Ocak 16, 2014

15 Ocak Çarşamba / FKM

                Sabah ancak 10.30 gibi toparlanabildik. Malum herkes yorgun, hasta. Akışa geçmeden önce 50 dk. kadar “biraradalık” oyunları oynadık ve geçişleri baştan sona hatırladık. Bugün akışta 3 tane de seyircimiz vardı. Galiba oyunun en son “hazır” halini kimseye izletmemiştik. O nedenle seyirci olması çok güzeldi. 
                Akış genel olarak normalden düşük bir ritimde geçti. Düşük başladık ve öyle devam etti. Ama yine de ortalama bir seviyeyi çok kaybetmedik. Seyircinin varlığı ve tepki vermesi bence bizi çok motive etti. Fehmi, ufak ama önemli uyarılarda bulundu. Temel şikayeti konuşulan ufak ayrıntıların çabuk unutulması üzerineydi. Oyuna sahnede sahip çıkıyoruz ama ufak ayrıntılara aynı önemi göstermiyoruz galiba. Şu an Fehmi’nin “mükemmeliyetçi” bir yerde konumlanması bizim için zorlayıcı oluyor ama galiba aramızda bu iradeyi gösterebilecek tek kişi de o. Son iki haftadır fazlasıyla yorulduk zira. İnsanın kendi iradesiyle mücadelesi malum bir yere kadar olabiliyor. Çünkü oyun çıktıktan sonra o kıvama bir daha ulaşmak çok zor. O buluşma anında ne kadar derinde bir yerlerde yaşanırsa bu hal, oyuncular olarak hep onu hatırlayacağımızdan ne kadar derine, ayrıntıya inebilirsek o kadar önemli.
                Kafama takılan şeyler artık oyunla değil, onun yeniden yeniden üretilmesiyle ilgili. Akış meselesi mesela nasıl olmalı? Acaba günde iki akış mı alınsa yoksa tek akış daha mı verimli olur? Hatırlama problemi her oyunda başımıza geleceği için, ona dair de pratik çözümler düşünmek gerekiyor. Nasıl daha hassas yaklaşılabilir bu mevzuya?
                Bugün ayrıca, kameraya çekim olayı da konuşuldu. En güzeli oyunu 3-4 kamera ile çekmekmiş ancak tek kamera da şimdilik işimizi görecekmiş. Malum fazla masrafa giremiyoruz. “Elektrik çarpma” sahnesinde kullanmayı düşündüğümüz buz şişeler pahalıymış, şimdilik balon ya da kese kağıdı kullanmayı düşünüyoruz. İlk defa 108 metrelik kırmızı ipimizi denedik bugün. Güzel oldu ama ipi dolaştırmadan sarmak çok zor!

                Saat 3 gibi ara verildi. Yine Askaros Balıkçısı’nda balık, salata, tatlı, çay yapıldı. Yorgun bir çalışmadan sonra bu mekanın inanılmaz güzel bir etkisi oluyor üzerimizde. Bence kendilerine program dergisinde teşekkür etmeliyiz. Hele o çayları…Yemekten sonra sahnelerdeki ufak tefek aksaklıların üzerinden geçtik. Saat 6’a doğru çalışmayı bitirdik.

Pazar, Ocak 12, 2014

10 Ocak Cuma / FKM

10.30 da başladı çalışma. Millet epey yorgun gözüküyordu. Ufak bir ısınma çalışmasının ardından önce Derya’ya bir gün önce bulduğumuz “bulduk!” sahnesini gösterdik. Sonra da “ip oyununa” çalıştık. Oyunun öncesindeki “elektrik çarpması” sahnesine de dün düşündüğümüz şekliyle yeniden doğaçladık. Saat 13.00 da akışa başlandı, güzel bir akıştı. Ufak ayrıntılardan zevk almaya başladıkça “notlar” daha parlatmaya başladı oyunu. Oyunun öylesine çıkmadığını, üzerine incelikli olarak çalışıldı gösteriyor bu da. Fehmi oyunun başında uzay boşluğu, dünya vs. gibi görüntülerden oluşan ufak bir video göstermeyi önerdi. Seyirciyi fazla manipüle eder diye karşı çıkıldı ama belki sadece seyirci alınırken ufak bir videonun dönebilir mi diye de sorduk.
Akıştan sonra yemek yedik beraber tiyatro ve hayat üzerine fikirler, hayaller, planlar, olaylar olaylar…

Perşembe, Ocak 09, 2014

9 Ocak Perşembe / FKM

Saat 12 de buluşuldu. Biz yarım saat kadar ısındık, sonrasında Fehmi gelince akışa geçtik. Bir önceki gün teknik olarak olan ama enerji olarak eksik kalan yerler bugün epey güçlü oldu. Özellikle giriş çok ritmik ve güçlü başladı ve bir süre oyunu yüksek götürdü. Ancak oyun ortalarda biraz düştü. Bugünkü en güzel şey, ne olursa olsun kimsenin oyunu hiç bir anında bırakmamasıydı: "oyuna sahip çıktık!" Artık oyunun seyirciye ihtiyacı olduğu çok açık, buluşma anında parlayacak çok şey olduğunu söyledi Fehmi. Ama yine de "biraz daha sabır" deyip yaptıklarımızın arkasında ısrarla durmamız gerekiyormuş.
Öğleden sonra, derya gitti ve biz de oyunun orta kısmı için ne yapmamız gerektiğini aradık. Verimli bir çalışma oldu. Oyun ortalarda "rölantiye" giriyordu. Bir enerji patlamasına da ihtiyaç vardı tiranlardan önce. Sahnede doğaçlarken sezanın "buldum!" kısmına çok enerjik bir sevinme oyunu ekledik. Bu enerjik sahne bu sayede ortaları da çok yüksek kılacak diye umuyoruz. 
Ayrıca zarf sahnesinden sonraki "arayışı" da kesik ve yüksek bir ritimle çalıştık, epey güzel oldu. Yarına bir ip oyununu çalışmak kaldı artık.

8 Ocak Çarşamba / FKM

Öğleden önce Derya'nın sahnelerini teknik anlamda çalıştık. Stiller arası geçişler genelde deryaya denk geldiği için, esasen onun ritmi üzerinden farklı partlar arası ritim farklarının da altını çizmiş olduk.
Sonrasında aldığımız akış ise epey düşüktü. Ama Fehmi’nin dediğine göre bu önemli değil, çünkü teknik olan şeyler iyi işliyor ve belli bir seviyenin altına indirmiyor oyunu. Tek kötü olan oyunun düşük başlamasıydı. O da biraz benden kaynaklandı sanırım. Karakterin yeni ritmiyle "burada olma" durumuna tam alışamadım. Belki de yeterince çalışmadığımdan bedenim eski ritme dönmek istedi. Genelde arkada oynama eğilimimiz var bir de. 
Ayrıca oyunun çekim işlerini, afiş ve tanıtım işleri de konuşuldu sonrasında. Bir problem de şu: paravanı demonte hale getirmek gerekecek olası turneler için. Sezanın birkaç önerisi var, bakalım...

Pazar, Ocak 05, 2014

30 Aralık 2013, 2 Ocak 2014 Perşembe / Yapım 13

30 Aralık Pazartesi
Seza, Volkan, ben ve Fehmi yapım 13'de buluştuk. Kişisel parkurlarımıza ve karakterlere baktık. Teker teker çıktık ve yeni oyunlar önerebileceğimiz doğaçlar yaptık. Bugün yaptığımız temel oyun üzerine bütünlüklü bir kafa yormaydı. Bazen böyle ayrı mesailer ayırmak çok verimli oluyor. Daha önce de buna benzer ayrı çalışmalar yine çok kafamızı açmıştı. Bugün de önce sahnede başlayan "düşünme" süreci masa başında tüm oyunu analiz ettiğimiz bir akşama döndü. Sinemacıların "post- poduction" dedikleri şeye benzer bir şey. Sahne geçişleri nasıl daha keskinleşebilir, yüksek yerler daha nasıl köpürebilir, işleyen yerlere daha nasıl ince motifler atılabilir. Önerileri not aldık, FKM'deki çalışmalarda da bunları çalışmak bu haftaki amacımız. 

2 Ocak Perşembe
Yeni yılın ilk çalışması. Şimdiye kadar yaptığımız provalardan gördük ki; olmazsa olmaz dediğimiz o özü(iceberg’in görünmeyen tarafı) artık hallettik. İzleyenler samimi, güzel bir şey görüyorlar bu da güzel. Ama oyun başından beri seyirciye hep bir şey vadederken sonunda hiçbir yere götürmeyecek. Bu hissiyat seyircide doyurulmayacağına göre, bizim bunu başka bir ‘doygunlukla’ değiştirmemiz lazım. Bu da oyunun bir biçim önermesini, daha da ‘köpürmesini’, anların daha keskinleştirilmesini, net ve keskin ritim-stil değişiklerine gerek duyuyor. Ama “hadi şuradaki ritmi 3 değil de 5 yapalım” demek de yapay kalacak-ya da biz oyuncular olarak onu henüz organik yapacak seviyede değiliz- o halde genele dair yeni bir ‘gam’ önermek gerekiyor. Oyunu farklı ‘makamlarla’ şöyle bir sarsıp, biçim olarak “evet işte bu!” dediğimiz kısımları tutup-ki bunlar artık oyuncular tarafından canlı bir şekilde yapılabilmektedir- bu biçimler arası geçişleri keskinleştirmek. Aslında sadece olanı ‘süslemek’ diyebiliriz buna. Müzik icrasında da olduğu gibi; her icracının esere kendi tavrını işlemesi gibi.
Tüm bunlardan dolayı, Fehmi bugün oyunu tamamen eski ritmini unutup bize çok garip gelse de ‘çizgi film’ formunda hızlı bir ritimde akıtmamızı istedi:” şimdiye kadar karakterleri bilerek sivriltmedik, dizginlerini tuttuk ki daha nötr bir yerden bize üzerinde çalışabileceğimiz malzeme versinler diye. Ama şimdi dizginleri bırakın, karakterinize duruş, bakış, tavır eklemeyi deneyin. Hiç yapmam dediğiniz şeyleri deneyin!”
Böyle bir akış çok faydalı oldu. Düzgün’ün ve benim karakterlerimize dair net bir şeyler gözüktü. Başlangıçtaki keşif kısmını hızlı bir ritimde almak çok hoş oldu. Oyun hızlı bir ritimde oynanınca bu sefer durduğumuz ve asılı kaldığımız yerler daha da büyüdü. Oyuncu olarak kalma anı zor bir durumdan çıkıp bu hızlı ritimden sonra dinlediğimiz, tarttığımız, kendimize olanı takip ettiğimiz yerler oldu. Muhtemelen benzer bir rahatlama durumu seyirci için de geçerli; durma anlarının kalitesi arttı.
Öte yandan karakterin ‘altını çizmek’ ya da ‘biçim eklemek’ denen şeyin teknik olarak anlamı şu sanırım. Bu aşamaya kadar sahnede yakalamaya çalıştığımız şey organik etki-tepki süreçleri yaratmaktı. Bunu yaparken sahnede olmak hali ile sahnenin dışında olmak halini olabildiğince birbirine yaklaştırmaya çalıştık (her bedenin clownunu çıkarmak, nötr hal vs…). Şimdi bu organik etki-tepki(al-ver) ilişkisini yakalayınca artık verilecek tepkinin biçimini tercih etmek hakkı oluşuyor oyuncu için. Aynı etki-tepki zinciri çok dramatik bir şekilde yapılabileceği gibi çok grotesk ya da minimal de olabilir. Hangisi olursa olsun, artık biçimin altındaki dinamik süreçler- bir oyunu canlı kılan onu bir ‘organizmaya’ dönüştüren psikofiziksel her şey- oyuncunun ‘organizmasıyla’(beden) entegre olduğu için, bir sorun yaratmayacaktır. Yine çok teori kurma çabasına düştük anlamlandırmak için ama, nihayetinde burada oyuncuya düşen şey artık aynı tepkiyi nasıl bir biçimle vermek isteyeceğidir. Karaktere dair bir duruş, yürüyüş, tavır bulmak da bunun bir parçası olarak ele alınmalı. Evet, bu adam böyle yürüyor, böyle bakıyor demeli. Tüm bu tavırları gündelik olana yakın da olabilir çok uzak da olabilir. Onun dünyası bu; böyle yürünüyor onun dünyasında, böyle bakılıyor…

27 Aralık Cuma / Fransız Kültür Merkezi


Yine tembellik yapıp yazma işini sonraya bıraktığım için çok detaylı yazamayacağım. Ama, ufak defterimdeki notların hatırlattıklarını düşeyim istiyorum yine de…
Genel prova. Teknik anlamda her şeyin tamamlandığı ilk prova olmasını konuşmuştuk daha önce. Geçen hafta Volkan, ben, Fehmi kostüm işlerini halletmek için Eminönü’ne gitmiştik. Fehmi’nin bir arkadaşı bizi ikinci el dönem kıyafetleri satan bir yere yönlendirdi. Enteresan bir yerdi, çok eğlendik ve çok ‘temiz’ bir şekilde tüm kostümleri aldık. Hem de düşündüğümüzden az bir bütçeyle.
Velhasıl, bugün esasen şöyle bir 20-30 kişi olsun istiyorduk ama kimse gelmedi. Herkes oyuna saklamak istemiş anlaşılan arkadaşlarını. Yine de 4 tane seyircimiz vardı. Biri Fehmi’nin kız kardeşi, diğer 3 seyirci de Fransız Kültür’ün kafesinden arakladık. Hatta bir tanesi Volkan’ın liseden beri görüşmediği bir arkadaşı çıktı. Lö enteğesan…
Fehmi sabah bir işi olduğu için 11.30 gibi aramıza katıldı. O salona girdiği sırada biz de ‘akmaya’ çalışıyorduk. Bir şey söylemeden oturdu ve akışı sonuna kadar izledi. Ardından “şimdiye kadar ki en iyi akıştı, hepinizin mevcudiyeti ve beraberliği çok güçlüydü!” dedi. Sanırım geçen haftaki sıkı çalışma ve metinler üzerine düşünmek ‘hikayenin’ bedenlerimizde iyice ‘görünmesini’ sağladı. Tabii kostümlerin de havaya sokmaktaki etkisini göz ardı etmemek lazım.
Öğleden sonra genel akış. Sanırım sabahkine göre biraz düşüktü ama Fehmi’nin sonrasında dediği gibi artık belli bir sınırın altına düşmüyoruz. İzleyenlerin ağzından kerpetenle yorumlar almaya çalıştık oyun sonrası. Özellikle kafeden gelen ‘bi-haber’ seyircilerin söyledikleri sahnede yaratmaya çalıştığımız temel felsefenin bir karşılık bulduğunu gösterir nitelikteydi. Ayrıca, ritmin çok net ve keskin olduğu sahnelerin daha güzel gelmesi de oyunun geneline dair duyduğumuz sıkıntıların çözümüne dair bir ipucu verdi.

Fehmi, her şeyin yolunda olduğunu, oyunun şu an sadece biraz ‘çapaklı’ olduğunu söyledi. Ocak ayındaki FKM provaları öncesinde Düzgün’ün mekanında bu teknik meseleleri halletmemiz gerektiğini belirtti.