Defter burada bitsin demişim ama sanırım yazmak bir
alışkanlık oldu ve proje nihai hedefine ulaşana kadar ben yine buraya ufak
notlar düşmekten kurtulamayacağım. Artık, kalanları buraya yazmayım diye düşünmüştüm
ama belki buradan başlayan bir çemberi de tamamlar düşüncesiyle devam ediyorum.
Yarınki oyun için yaklaşık bir ay sonra ilk buluşma. Birbirimizi
özlemişiz. Mekan Artı’yı o kadar değil ama. Fehmi’nin oyunla ilgili yeni
düşünce, endişe ve önerileri var. Biz biraz uzak kalmışız oyundan; üzerine pek
düşünmek durumunda hissetmemiş olmalıyız. Biraz hoş beşten sonra sandalyeleri
yuvarlak dizip oturuyoruz ve oyun üzerine hasbihal.
Oyun hala
ulaşabileceği kalite ve “ikna edicileğe” varamadı. Bunun nedeni ne olabilir? Oyuncu
enerjisini merkeze alıp hikayelerin birbirleriyle ilişkisini çok sezgisel ve
kırılgan bir yerden kurduk. Şimdi hangisinden devam etmeli? Oyuncu enerjisi
riskini daha fazla almayıp hikaye üzerinden mi seyirciyi ikna etmeli yoksa
oyuncu enerjisi için hala gidecek yolumuz var mı? Fehmi, aklında bazı öneriler
olduğunu söylüyor ama önce bizi dinlemek istiyor. Genel olarak, en başta yola
çıktığımız hedeften taviz vermemekte ortaklaşıyoruz. Daha, oyuncu olarak
provalardaki enerjimize ulaşamadık. Bir de bunu gördükten sonra bakalım oyun “neler
söyleyecek”.
Fehmi, “bir dramaturga ihtiyacımız vardı belki de” diyor. Kendi
yaptığı işi “sezgi dramaturgisi” olarak isimlendirdi. Başka türlü de bir
dramaturgi yapılabilir miydi bilmiyorum. Bana projenin başından beri ilginç
gelen ve “nasıl olacak?” diye sürekli sorduran aslında bu oyuncu-dramaturg
yaklaşımıydı. Belki de Fehmi şu noktada haklı: bu diyalog sürecine bir ayak
daha eklenmeliydi. Çünkü eş zamanlı olarak hem metin yazıldı, hem dramaturgi
yapıldı, hem de oyuncu skorları arandı. İlginç olan şu ki; bunların üçü de
kendi içlerinde hiçbir zaman tam olamayacaklar. Ne metin oyunculardan ve
dramaturgiden bağımsız olarak bitip bir kenara koyulabilir ne de dramaturgi
oyuncu enerjisinden ayrı hesaplanabilir. Fehmi’nin “oyuncu-yönetmen” olarak
beliren varlığının yanına belki bir de “seyirci-dramaturg” gerekiyordu. Ancak böyle
birinin projenin başından beri mi olması gerekirdi yoksa son zamanda gelip
sadece izlemesi yeter miydi bilmiyorum.
Mevcut sorunlar çözülür mü bilinmez ama ekip olarak bu oyunun
bizim “provamız” olduğunda hemfikiriz. Bu noktadan sonra bir şeyler üzerinde
oynamak belki de sezgisel olarak kurulmuş tüm yapıyı bozabilir. O nedenle, ben
eğer bir risk alınacaksa bunun seyirci karşısında alınması gerektiğini
düşünüyorum. Çünkü oyun için dönüştürücü olacağına inandığın tek parametre seyirci
karşısında durabilen oyuncunun esnekliği, nefes alabilirliği…Ama yine de teknik
olarak seyircinin sahnede meydana gelen “sezgisel şeye” nasıl müdahil
olabileceğinin yollarının aranması da gerekiyor. Volkan, buna seyirciye nasıl
bir anlaşma yaptığımızın “işaret edilmesi” diyor; hangi kodlar üzerinden
kendisiyle iletişim kurmak istediğimizin açık edilmesi.
NOT: 18 şubat oyunu oynandı. Fehmi, şimdiye kadarkilerin
en iyisi olduğunu belirtti. Mekanın küçük olması oyuncuların birbirleriyle ve
seyirciyle daha samimi bir bağ kurmasını sağladı. Benim için galiba en yüksek
anlardan biri seyirciyle konuştuğum anlardı. Orada, gerçekten başka türlü bir “hal”
içinde olduğumu fark ettim. Bir ara dramatik tansiyonu hatırlamak üzerine bazı
klasik alıştırma ve doğaçlar yapmıştık. Sanki o çalışmaları oyun öncesinde
yapsak güzel olabilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder