Perşembe, Şubat 20, 2014

17 şubat pazartesi / Mekan Artı

Defter burada bitsin demişim ama sanırım yazmak bir alışkanlık oldu ve proje nihai hedefine ulaşana kadar ben yine buraya ufak notlar düşmekten kurtulamayacağım. Artık, kalanları buraya yazmayım diye düşünmüştüm ama belki buradan başlayan bir çemberi de tamamlar düşüncesiyle devam ediyorum.
Yarınki oyun için yaklaşık bir ay sonra ilk buluşma. Birbirimizi özlemişiz. Mekan Artı’yı o kadar değil ama. Fehmi’nin oyunla ilgili yeni düşünce, endişe ve önerileri var. Biz biraz uzak kalmışız oyundan; üzerine pek düşünmek durumunda hissetmemiş olmalıyız. Biraz hoş beşten sonra sandalyeleri yuvarlak dizip oturuyoruz ve oyun üzerine hasbihal.
 Oyun hala ulaşabileceği kalite ve “ikna edicileğe” varamadı. Bunun nedeni ne olabilir? Oyuncu enerjisini merkeze alıp hikayelerin birbirleriyle ilişkisini çok sezgisel ve kırılgan bir yerden kurduk. Şimdi hangisinden devam etmeli? Oyuncu enerjisi riskini daha fazla almayıp hikaye üzerinden mi seyirciyi ikna etmeli yoksa oyuncu enerjisi için hala gidecek yolumuz var mı? Fehmi, aklında bazı öneriler olduğunu söylüyor ama önce bizi dinlemek istiyor. Genel olarak, en başta yola çıktığımız hedeften taviz vermemekte ortaklaşıyoruz. Daha, oyuncu olarak provalardaki enerjimize ulaşamadık. Bir de bunu gördükten sonra bakalım oyun “neler söyleyecek”.
Fehmi, “bir dramaturga ihtiyacımız vardı belki de” diyor. Kendi yaptığı işi “sezgi dramaturgisi” olarak isimlendirdi. Başka türlü de bir dramaturgi yapılabilir miydi bilmiyorum. Bana projenin başından beri ilginç gelen ve “nasıl olacak?” diye sürekli sorduran aslında bu oyuncu-dramaturg yaklaşımıydı. Belki de Fehmi şu noktada haklı: bu diyalog sürecine bir ayak daha eklenmeliydi. Çünkü eş zamanlı olarak hem metin yazıldı, hem dramaturgi yapıldı, hem de oyuncu skorları arandı. İlginç olan şu ki; bunların üçü de kendi içlerinde hiçbir zaman tam olamayacaklar. Ne metin oyunculardan ve dramaturgiden bağımsız olarak bitip bir kenara koyulabilir ne de dramaturgi oyuncu enerjisinden ayrı hesaplanabilir. Fehmi’nin “oyuncu-yönetmen” olarak beliren varlığının yanına belki bir de “seyirci-dramaturg” gerekiyordu. Ancak böyle birinin projenin başından beri mi olması gerekirdi yoksa son zamanda gelip sadece izlemesi yeter miydi bilmiyorum.
Mevcut sorunlar çözülür mü bilinmez ama ekip olarak bu oyunun bizim “provamız” olduğunda hemfikiriz. Bu noktadan sonra bir şeyler üzerinde oynamak belki de sezgisel olarak kurulmuş tüm yapıyı bozabilir. O nedenle, ben eğer bir risk alınacaksa bunun seyirci karşısında alınması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü oyun için dönüştürücü olacağına inandığın tek parametre seyirci karşısında durabilen oyuncunun esnekliği, nefes alabilirliği…Ama yine de teknik olarak seyircinin sahnede meydana gelen “sezgisel şeye” nasıl müdahil olabileceğinin yollarının aranması da gerekiyor. Volkan, buna seyirciye nasıl bir anlaşma yaptığımızın “işaret edilmesi” diyor; hangi kodlar üzerinden kendisiyle iletişim kurmak istediğimizin açık edilmesi.
NOT: 18 şubat oyunu oynandı. Fehmi, şimdiye kadarkilerin en iyisi olduğunu belirtti. Mekanın küçük olması oyuncuların birbirleriyle ve seyirciyle daha samimi bir bağ kurmasını sağladı. Benim için galiba en yüksek anlardan biri seyirciyle konuştuğum anlardı. Orada, gerçekten başka türlü bir “hal” içinde olduğumu fark ettim. Bir ara dramatik tansiyonu hatırlamak üzerine bazı klasik alıştırma ve doğaçlar yapmıştık. Sanki o çalışmaları oyun öncesinde yapsak güzel olabilir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder