Pazartesi, Kasım 04, 2013

10 ekim'13 perşembe / tatavla

Çalışma için salona girdiğimde içeride Fehmi Nurcan’la konuşuyordu. Bir süre sonra anladım ki; Nurcan projeye devam edemeyecekmiş, onu anlatıyor. Çalışma başlamadan önce Nurcan bizimle vedalaşıp çıktı. Hem okul hem dizi olunca bu projeye yetişemediğini söyledi. Biz de burada bir ekip olduğumuzu, sadece bu proje olmadığını, her zaman gelip devam edebileceğini söyledik. Yine gel git, beraberiz, sen sadece şimdilik bu projenin dışındasın gibi şeyler söylendi. Ayrılıklar üzerinde ortaklaşılan değerleri ortaya çıkarmak için galiba. Biz sanki bugün biraz daha birbirimize yaklaştık.
Oyun oynayarak başladık. Mine’yle de sürekli oynadığımız bir oyun; ebelemece ama ebenin kim olacağını ebelenmek üzere olanın belirlediği versiyonu. Yürüme çalışmasıyla devam edildi. İkili olarak yürüme. Dirsek temasıyla yürüyoruz. Bir süre sonra eşlerden biri gözlerini kapar. Burada, yürüyüşün dinamiklerini belirleyen gözü açık ebe haliyle. Dolayısıyla kapalı olanın hisleriyle doğru takip etmeye çalışması ve açık olması çok önemli. Bir süre sonra dirsek teması olmadan yürümeye çalışırlar. Gözü kapalı olan kişi takibi kaçırmaya başlarsa tekrar dirsek teması kurulur ve sonra tekrar mesafe. Eşler arasında değişerek aynı çalışma.
Karışık yürüme başlar. Top kullanarak hikaye anlatma. Top elinde olan bir cümle söyler ve diğerine verir. Amaç bir taraftan hikayeyi takip etme bir taraftan da ritmi korumak. Çok ritmik olmalı, yukarıda saymalı, düşmemeli tempo. Hikaye de biraz fantastik olmalı.
Topla kendi hikayeni yazma. Oyuncular ayakta durmaktadır. Top elinde olan bir hikaye anlatacak, takıldığı yerde arkadaşına verecek. Top tekrar kendine geldiğinde hikayesine devam eder. Burada, top önce sırayla değişir. Bir süre sonra sıra da karışabilir. Yine ritimle oynamak, anda olana izin vermek önemli.
Konservatuar nesne doğacı. Elimizde hayali bir nesne ve o nesneyi kullandığımız bir durum. Arkadaşımız aynı nesneyi alıp başka bir nesne yapar(sanki hamurdanmış gibi) ve devam eder. Bu şekilde doğaç devam eder.
Son kısımda da sahneye giriş çalışıldı. Teker teker çıkıldı. Oyuncu yönetmenin söylediği absürd durumların bedenine nasıl çarptığını arıyor. Mesela yönetmen “Az önce kedini yedin!” gibi bir şey söyler ve oyuncu gelir. Bu çalışma yapmaya çalıştığımız iş için ve daha genelinde sahnede bir şey ifade etmek için çok önemli. Oyuncu sahnede her an bir şeyin etkisinde, içinde olmalı ki izlenebilir olsun. Stanislavski’nin bir amacı olmalı dediği şey yani. Birinci önemi bu. İkincisi, bu çalışma sahneye çıkan insanın kendi güdülerini, beğenilerini, fobilerini ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla da o oyuncunun clownuna dair bir şeyler söylüyor. O nedenle düşünsel bir süreçten geçmeden komuta riayet etmek de önemli. Esasen bir metin de bu şekilde ele alınabilir. Her cümlesi ve de oyuncunun kendi gramerine(güdü, alışkanlık, eğilim vs.) dönüştürülebilir. Yani o zaman oyuncu o metni yeniden yazıyor; kendi gramerini, alfabesini kullanarak. oyunculuk bir çeviri işi mi yani?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder