Çalışma için salona girdiğimde içeride Fehmi Nurcan’la
konuşuyordu. Bir süre sonra anladım ki; Nurcan projeye devam edemeyecekmiş, onu
anlatıyor. Çalışma başlamadan önce Nurcan bizimle vedalaşıp çıktı. Hem okul hem
dizi olunca bu projeye yetişemediğini söyledi. Biz de burada bir ekip
olduğumuzu, sadece bu proje olmadığını, her zaman gelip devam edebileceğini
söyledik. Yine gel git, beraberiz, sen sadece şimdilik bu projenin dışındasın
gibi şeyler söylendi. Ayrılıklar üzerinde ortaklaşılan değerleri ortaya
çıkarmak için galiba. Biz sanki bugün biraz daha birbirimize yaklaştık.
Oyun oynayarak başladık. Mine’yle de sürekli oynadığımız bir
oyun; ebelemece ama ebenin kim olacağını ebelenmek üzere olanın belirlediği
versiyonu. Yürüme çalışmasıyla devam edildi. İkili olarak yürüme. Dirsek
temasıyla yürüyoruz. Bir süre sonra eşlerden biri gözlerini kapar. Burada,
yürüyüşün dinamiklerini belirleyen gözü açık ebe haliyle. Dolayısıyla kapalı
olanın hisleriyle doğru takip etmeye çalışması ve açık olması çok önemli. Bir
süre sonra dirsek teması olmadan yürümeye çalışırlar. Gözü kapalı olan kişi takibi
kaçırmaya başlarsa tekrar dirsek teması kurulur ve sonra tekrar mesafe. Eşler
arasında değişerek aynı çalışma.
Karışık yürüme başlar. Top
kullanarak hikaye anlatma. Top elinde olan bir cümle söyler ve diğerine
verir. Amaç bir taraftan hikayeyi takip etme bir taraftan da ritmi korumak. Çok
ritmik olmalı, yukarıda saymalı, düşmemeli tempo. Hikaye de biraz fantastik
olmalı.
Topla kendi hikayeni
yazma. Oyuncular ayakta durmaktadır. Top elinde olan bir hikaye anlatacak,
takıldığı yerde arkadaşına verecek. Top tekrar kendine geldiğinde hikayesine
devam eder. Burada, top önce sırayla değişir. Bir süre sonra sıra da
karışabilir. Yine ritimle oynamak, anda olana izin vermek önemli.
Konservatuar nesne
doğacı. Elimizde hayali bir nesne ve o nesneyi kullandığımız bir durum.
Arkadaşımız aynı nesneyi alıp başka bir nesne yapar(sanki hamurdanmış gibi) ve
devam eder. Bu şekilde doğaç devam eder.
Son kısımda da sahneye
giriş çalışıldı. Teker teker çıkıldı. Oyuncu yönetmenin söylediği absürd
durumların bedenine nasıl çarptığını arıyor. Mesela yönetmen “Az önce kedini
yedin!” gibi bir şey söyler ve oyuncu gelir. Bu çalışma yapmaya çalıştığımız iş
için ve daha genelinde sahnede bir şey ifade etmek için çok önemli. Oyuncu
sahnede her an bir şeyin etkisinde, içinde olmalı ki izlenebilir olsun.
Stanislavski’nin bir amacı olmalı dediği şey yani. Birinci önemi bu. İkincisi,
bu çalışma sahneye çıkan insanın kendi güdülerini, beğenilerini, fobilerini
ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla da o oyuncunun clownuna dair bir şeyler söylüyor.
O nedenle düşünsel bir süreçten geçmeden komuta riayet etmek de önemli. Esasen
bir metin de bu şekilde ele alınabilir. Her cümlesi ve de oyuncunun kendi
gramerine(güdü, alışkanlık, eğilim vs.) dönüştürülebilir. Yani o zaman oyuncu o
metni yeniden yazıyor; kendi gramerini, alfabesini kullanarak. oyunculuk bir
çeviri işi mi yani?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder