Tam kadro tüm gün kapanma planı yapılmıştı ama sadece Dü ve H vardı. Bir ara De da katıldı. Öte yandan iki kişi çalışmak da inanılmaz verimliymiş onu gördük. Fehmi, hatta bundan sonraki bazı çalışmalarda böyle ikili çalışalım dedi. Bağları kuvvetlendirmek için güzel.
Doğaçlarda konuşma girince sahne bazen çok teatral kalıyor. Bunu nasıl engelleriz. Bir taraftan çok saçma bir şey içinde devinirken, bir an çıkıp çok gündelik bir yerden nasıl konuşabiliriz. Bugün biraz bunun üzerine de gittik. şöyle doğaçlar yapıldı:
Sahnenin ritmi hiç düşmemeli. Bu oyunda seyircinin tutunacağı tek hikaye sahnede devinen beden ve onun ritmi. Olay örgüsü, metin, yazar vs. yok. Çok riskli bir şey yapıyoruz. Ritim bir an kaysa oyun söner.
Her şey milimetrik hesaplanmış olacak! Müzik gibi… psikolojik zamana düşmemeli oyuncu, hep zirvede tutmalı seyirciyi(Hakan Şükür sendromu yaşanmamalı). Burası benim için önemli: genelde seyircinin sevdiğini fark edince zirvede kalma isteğim oluyormuş ve bu da söndürüyormuş. Aman dikkat! Zirvede bırak ki; seyircinin tadı damağında kalsın. Bir dahaki gördüğünde daha çok bonus…
Her şey milimetrik hesaplanmış olacak! Müzik gibi… psikolojik zamana düşmemeli oyuncu, hep zirvede tutmalı seyirciyi(Hakan Şükür sendromu yaşanmamalı). Burası benim için önemli: genelde seyircinin sevdiğini fark edince zirvede kalma isteğim oluyormuş ve bu da söndürüyormuş. Aman dikkat! Zirvede bırak ki; seyircinin tadı damağında kalsın. Bir dahaki gördüğünde daha çok bonus…
Korkmadan ve bir şeye tutunmadan(nesne, partner) sahnede kalmak üzerine gittik. Düzgünle aramda çok güzel bir diyalog gelişti ve enteresan sahneler çıktı.
Gel gel oyunu: ben sahnenin önünde köşedeyim, Dü arka çapraz köşede. Ona “gel gel” diyerek yanıma çağırıyorum. Israrcıyım, seyirciyi bunaltan bir enerjiyle. Dü şaşkın ama geliyor. Sonra “şimdi git” diyerek aynı şekilde “git git” komutuyla eski yerine gönderiyorum. Geri çağırıyorum oraya varınca. Yanıma gelince tekrar “git” diyorum, önce gitmeye meyil eder, sonra oyundan çıkıp “n’apıyorsun lan!” diyip kafama vurur. Ben de üzgün, sinik dışarı çıkarım.
Masada kritik yapan adam: kritik yapanlara has aksiyon, beden tavırları ve nidalarla(ıhhm, aslında, öte yandan, tabii) oynayarak “hiçbir şey” anlatan adam. Klişeler de düşünülebilir.
Son sahne: oyun oynanmıştır. Dü ve ben sahnenin önüne gelip otururuz. Çok samimi, normal aramızda konuşuruz oyun üzerine. Süreç nasıl başladı, nasıl tanıştık Dü ile, proje hakkında. Dü “H, oyun ne anlatıyor abi?” diye sorar. Bunun üzerine ben anlatırım, o anlamaz vs. sonra da çıkarız.
Doğaçlarda konuşma girince sahne bazen çok teatral kalıyor. Bunu nasıl engelleriz. Bir taraftan çok saçma bir şey içinde devinirken, bir an çıkıp çok gündelik bir yerden nasıl konuşabiliriz. Bugün biraz bunun üzerine de gittik. şöyle doğaçlar yapıldı:
Bugün ben bir karar aldım.“bugün ben bir karar aldım. Artık balıklara balık demeyeceğim!” gibi absürt şeyler söylüyoruz birbirimize ve/veya seyirciye. Sonra tebrik ediyoruz her seferinde birbirimizi. Tebrik eylemi giderek büyür.
Bu bir X. Sahnede yalnız kalınan bir anda ne olabilir sorusundan hareketle izleyenlere mekanı tanıtma doğacı yaptık. mesela koltuğu gösterip “bu bir zürafa” diyoruz. Ama bunu yine çok normal bir şeymiş gibi söylemeliyiz, gündelik bir yerden. Bir yerde ben çıkışı gösterip Dü’e “bu bir çıkış!” diyorum ve Dü çıkıyor. Elinde bir hıyarla döner; “bu bir domates” der. Bir taraftan ben oyuna devam ederim. Dü hıyarı yemek için tuz arar. Dışarı çıkıp tuz alır, gelir. Sahnede hıyar yerken dikkatimizi çeker, ona döneriz. “sizi kandırdım, bu bir hıyar!” diyerek tekrar gerçeğe döneriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder