Çalışma öncesinde muhabbet ederken Fehmi şöyle bir şey
dedi: Bir şeyi tam olarak öğrenince o şey artık hayatımızda sezgisel olarak var
oluyor ve sezgisel dünyamızı genişletmiş oluyoruz. Teknik ve
yaratıcılık/sezgisel alan/reel dünya arasındaki ilişki üzerinde konuştuk.
Öngörülemeyenin sınırına varana kadar tekniği kullanmak gerek. Teknik denen şey
galiba oyuncu onu üzerine giydiğinde, onu tam olarak öğrendiğinde silinen ve
artık sezgisel olarak oyuncunun yaratıcı eylemdeki tavrını etkileyen şey
oluyor. Sende gizli olan ve sezgisel dünyanı genişleten muhakkak bir şeyler
vardır. Ama farklı teknikleri bilmek de sendeki farklı potansiyellerin uyarılıp
gün yüzüne çıkmasını sağlıyor. Gerçekten çok yetenekli-Fehmi potansiyelli
kelimesini daha doğru buluyor- olabilirsin ama sendeki potansiyeli zorlayacak
tekniklerin yoksa, eğitmiyorsan kendini bir alana sıkışıp kalırsın.
O halde mesele, hangi teknikten önce tüm tekniklerin
arkasında yatan felsefeyi diri tutmakta düğümleniyor. Bunu dert eden ve arka
planda tüm tekniklerin sonunda çıktığı asıl meseleyi idrak eden biri illa
potansiyelini ortaya çıkaracak araçları bir şekilde edinir, öyle ya da böyle.
Burada Fehmi oyuncudaki temel durumun kendini açmak, ana bırakmak olduğunu ve
bunun ister istemez bir maneviyat, güçlü bir enerji durumu gerektirdiğini
söyledi. Ben Celal’in verdiği ‘sahnenin bir nükleer reaktör olması’
benzetmesini söylediğimde Fehmi de çok doğru buldu.
Bugün çember egzersizini yaptık sadece, 1.5 saat sürdü
çalışma. Altı kişi yapmayı denedik. Haliyle yeni kurallar da geldi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder