Pazartesi, Kasım 04, 2013

13 eylül '13 / tatavla

Çalışma öncesinde muhabbet ederken Fehmi şöyle bir şey dedi: Bir şeyi tam olarak öğrenince o şey artık hayatımızda sezgisel olarak var oluyor ve sezgisel dünyamızı genişletmiş oluyoruz. Teknik ve yaratıcılık/sezgisel alan/reel dünya arasındaki ilişki üzerinde konuştuk. Öngörülemeyenin sınırına varana kadar tekniği kullanmak gerek. Teknik denen şey galiba oyuncu onu üzerine giydiğinde, onu tam olarak öğrendiğinde silinen ve artık sezgisel olarak oyuncunun yaratıcı eylemdeki tavrını etkileyen şey oluyor. Sende gizli olan ve sezgisel dünyanı genişleten muhakkak bir şeyler vardır. Ama farklı teknikleri bilmek de sendeki farklı potansiyellerin uyarılıp gün yüzüne çıkmasını sağlıyor. Gerçekten çok yetenekli-Fehmi potansiyelli kelimesini daha doğru buluyor- olabilirsin ama sendeki potansiyeli zorlayacak tekniklerin yoksa, eğitmiyorsan kendini bir alana sıkışıp kalırsın.
O halde mesele, hangi teknikten önce tüm tekniklerin arkasında yatan felsefeyi diri tutmakta düğümleniyor. Bunu dert eden ve arka planda tüm tekniklerin sonunda çıktığı asıl meseleyi idrak eden biri illa potansiyelini ortaya çıkaracak araçları bir şekilde edinir, öyle ya da böyle. Burada Fehmi oyuncudaki temel durumun kendini açmak, ana bırakmak olduğunu ve bunun ister istemez bir maneviyat, güçlü bir enerji durumu gerektirdiğini söyledi. Ben Celal’in verdiği ‘sahnenin bir nükleer reaktör olması’ benzetmesini söylediğimde Fehmi de çok doğru buldu.
         Bugün çember egzersizini yaptık sadece, 1.5 saat sürdü çalışma. Altı kişi yapmayı denedik. Haliyle yeni kurallar da geldi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder